Dizin
Kur'an-ı Kerim
İslam Ansiklopedisi
Anadolu Halk Klasikleri
İSAM Yayınları
Oku Düşün
Kaynak Eserler
Fikir Eserleri
İlmi Eserler
Tarih Kültür
Çocuk Yayınları
Cep Kitapları
Dini Edebiyat
Sanat Edebiyat
Sempozyum ve Paneller
Sesli ve Görüntülü Yayınlar
Yabancı Dil Eserleri
Din Büyükleri
Halk Kitapları
Roman
Ahlak Klasikleri
Eğitim - Öğretim
Kuramer Yayınları
İstanbul Kadı Sicilleri
  Aranan Kelimeler
 
Dizin > İSAM Yayınları
Büyük resmi görmek için tıklayınız...
Allah İnancı
Bekir Topaloğlu


7,00 TL (KDV dahil)
10
  adet 


İSAM
  • Detaylı Bilgi

  • Yorumlar

  • Ek Resimler

Bu kitap, İslâm'da insanı dünya ve ahiret mutluluğuna eriştirecek Allah inancını konu almıştır. Zihni ve gönlü gerçeklere açık olan kimselere hitap eden eserde kainatın yaratıcısı ve yöneticisinin varlığını ispatlamanın yöntemleri hakkında bilgi verildikten sonra O'nun birliği konusu işlenmiştir.
ISBN / ISSN : 978-975-389-477-7
Barkod No : 9789753894777
Sayfa Sayısı : 160
Dil : Türkçe
Basım Yeri ve Yılı : İstanbul, Mart 2008
Ebat : 12x19,5x1,5 cm
Ürün Hakkındaki Yorumlar :
Gönderen : İHSAN ÖZ Gönderme Tarihi : 16.02.2010|15:37:17 Görüş : İyi
  Kıymetli Bekir Topaloğlu Hocamıza bu çalışmasından dolayı teşekkür eder, hayırlı çalışmalar dilerim. Kitap, önceki semavî dinlerde olduğu/olması gerektiği-gibi İslam’da insanı dünya ve ahiret mutluluğuna eriştirecek Allah inancını konu edinmiştir. Zihni ve gönlü gerçeklere açık olan kimselere hitap eden eserde kainatın yaratıcısı ve yöneticisinin varlığını ispatlamanın yöntemleri hakkında bilgi verdikten sonra O’nun birliği konu edinilmiştir. Çünkü insan denen saygın varlık Allah’tan başkasına boyun eğemez. Ardından duygu ve düşüncelerimizle yönelip dua edeceğimiz yüce varlığın bize lütuf ve inayetlerini gösteren, aynı zamanda O’nun bizi kabul ediş mertebelerini yansıtan isimleri anlatılmış, son olarak da diğer inanç ve düşünce sistemleri karşısında İslamiyet’in ulûhiyyet anlayışını belli bir sistem çerçevesinde dile getiren ilahi sıfatlar bahsi işlenmiştir. (s.8) İslam Ansiklopedisi için kaleme alınan ‘Allah’ ve ‘Esmâ-i hüsn⒠maddeleri genişletilerek bu kitap hazırlanmıştır. (2/471-498; 11/404-418) Allah tabiatın varlığını, birliğini, yetkin niteliklere sahip olduğunu göstermesi bakımından apaçıktır; fakat zatının duyu organlarımızla idrak edilememesi bakımından gizlidir. İslam bilginleri, Allah’ın zatının dünya hayatında duyularla idrak edilemeyeceği, bu idrakin ahirette gerçekleşeceği konusunda-bazı görüş ayrılıkları bir yana-fikir birliği içindedir. (s.21) İnsanın düşünmemesi, kişiliğinden ve hürriyetinden yoksun kalması demektir. (s.23) Marazî halleri ve psikolojik nevrozları inceleyen Freud, hastaların özel durumlarını bütün insanlığa teşmil etmiş, dolayısıyla temelsiz ve genelleyici bir felsefe benimsemiştir. İnsanoğlunun tarihte kaydettiği fikir ve duygu yükselişlerini, dini inanç, temayül ve hazları, ahlakî davranış örneklerini, yüksek insanî duyguları, aile bağlarını, sanat eserlerini vs. cinsiyet duygularına bağlamak, bunların neden ve sonuçlarını cinsiyetin neden ve sonuçları içinde eritmek kabul edilebilir bir yaklaşım değildir. (s.26) İnsana mevcut ve mümkün bütün yanlışları öğretmek ve kaçınma yollarını göstermek elbette imkansızdır. Yapılması gereken şey, ona doğruyu öğretmek, doğrunun ölçüsünü vermektir. (s.26) A.Cressy Morrison’un ‘Müsbet ilim yönünden insan, kainat ve ötesi’ kitabından aktarılan “Dünyanın en büyük laboratuarı” bölümü de okunmaya değer. (s.35-43) “Mesela çekirgelere herhangi bir disiplin uygulanmamış olsaydı, birkaç yıl içinde bütün yeşil bitkiler tükenir, dolayısıyla suyun dışındaki canlı hayat sona ererdi” cümlesi de (s.39) bunu ifade ediyor. Kur’an’ın başlangıç bölümünü oluşturan Fatiha suresinin her namazda birkaç defa okunarak tekrarlanmasının hikmetlerinden biri de, her halde tapınılacak, yardımı istenip sığınılacak yegane varlığın Allah olduğunu insanın zihnine ve gönlüne yerleştirmekten ibarettir. (s.47) Kur’an, Allah’ın varlığının insan tarafından benimsenmesini selim yaratılışının gereği saydığı gibi O’nun birliğini de aynı mahiyette kabul etmiştir. Ancak O’nun birliğini ifade eden ayetler, varlığını belirten ayetlerden çoktur. Peki neden böyledir? Çünkü tanrının birliği sonucuna ulaşmak, bu sonuca hem inanç ve düşünce hem de ibadet ve duygularla sadık kalmak, O’nun varlığını benimsemekten daha zor görünmektedir. Başka bir ifadeyle tanrının varlığı daha çok aklın işlevi olduğu halde, birliği, akılla birlikte ve ondan daha çok iradenin eğitimine ve duygu hayatının geliştirilmesine bağlıdır. (s.48) İnsanlık tarihinde varlığını inkar edenlerden, O’nun birliğini kabul etmek yerine ortak koşanların çokluğu da bunu gösteriyor. Denebilir ki, inanç tarihinde dikkati çeken inkar değil, şirktir. (s.53) Aslında Allah’ın varlığı, akılı yerinde olan ve onu kullanmak isteyenler için nasıl doğalsa, birliği de doğal ve kaçınılmaz bir gerçektir. Bu gerçeği sezme konusunda insanın karşısına çıkabilecek iki engel vardır: akıl nimetinden mahrum olmak veya akla sahip olduğu halde kullanmamak. Birinci hastalığa müptela olanların hem sayısı azdır hem de beşerî çerçevede ve Allah katında sorumluluktan muaftır. İkinci gruptakilerse, akılları olduğu halde düşünmek istemeyen, gözleri olduğu halde gerçeği görmezlikten gelen, kulakları olduğu halde doğru haberi dinlemeyenlerdir. Peygamberler bunları uyarmak için gönderilmiş, hakimler bunlara öğüt vermek istemiş, bilginler bunlara ışık tutmaya çalışmış, gönül adamları bunların kalbini yumuşatmayı ummuş, eğitimciler bunların iradesini kuvvetlendirmeyi hedeflemiştir. (s.54) Peygamberimiz, tevhit dinine bağlı olmasına rağmen, Hıristiyanların Hz. İsa’ya insanüstü vasıflar atfetmeleri karşısında ümmetini uyarmış ve şöyle demiştir: “Hıristiyanların Meryem oğlu İsa’yı insanüstü vasıflarla övdüğü gibi, siz de beni övmeyin. Ben sadece Allah’ın bir kuluyum. Benim için, Allah’ın kulu ve Resulü deyin” (Buhari) (s.60) Bundan sonra tevhit inancı açısından büyük sakıncalar taşıyan şirk kavramı çeşitli görünümleri ile gözden geçirilmiştir: 1.Büyük şirk (Burada şunu eklemek isterim: Kur’an, açık ve gizli biçimiyle şirkin köklerini kazımaktadır. Gizli biçimiyle şirk, aslında çok daha tehlikelidir ve ondan titizlikle kaçınmak gerekir. Bu uyarı gereklidir, çünkü bazı akılsızlar şirkin gizli olması durumunda zararsız olduğu kanısındadırlar. Doğrusu, açık şirk açıkça saldıran, kendisini açıkça belli eden düşman gibidir. Oysa gizli şirk dost görüntüsü altında bir düşmandır. Yahut şöyle de söylenebilir: Birincisi belirtileri apaçık olan bir hastalık gibidir; ikincisiyse, insan sağlığını yavaş yavaş öldüren gizli bir hastalık gibidir. Şu halde besbellidir ki, ‘açık’ şirk, tevhit inancıyla çatışmaya girdiğinde çareler bulunabilir. Fakat gizli şirke maruz kalan birisi, karşı karşıya bulunduğu tehlikeyi anlamaz ve tedricen ona yenilir. Kurban tehlikenin farkında olmadığı için imanı bu ölümcül gizli düşman tarafından mahvedilecektir.) (Tefhimü’l-Kur’an, Mevdudi, 2/370) 2.Yaratıklara aşırı hürmet a.Şahısları yüceltme b.Tabiatı yüceltme. Allah’tan başka hiçbir şey kutsallık taşımaz. Bizim bazı şeylere yüklediğimiz kutsallık sadece mecazi ve itibarî bir anlam taşır. İnsandan başka her şey yaratana kılavuzluk, yaratılmışa hizmet bakımından değer ifade eder, insan da tanıdığı ölçüde. Kabe, Hacerülesved, Mescid-i Nebî, Mescid-i Aksâ yapı, madde ve hacimleri bakımından değil, Müslümanların hayatında gördükleri vazifeler ve taşıdıkları hatıralar açısından değerlidir. Hz. Peygamber’in hırkası ve sakalı da aynı konumdadır. Dolayısıyla herhangi bir kutsallık taşımadıkları için Allah’tan başka hiçbir şey üzerine yemin edilemez; buna milyarların kıblesi olan Kabe de dahildir. Resul-i Ekrem şöyle buyurmuştur: “Yemin etmek isteyen, Allah’a yemin etsin, aksi takdirde sussun” (s.65). 3.Gaybın bilinmesi. 4.Günahsızlık-şefaat. 5.Riya ve menfaat. Üçüncü bölümde Allah’ın isimleri konusu ele alınmış, isimlerim sayısı, tasnifi, esma-i hünsada sevgi-korku ve esma-i hünsanın kısa açıklamaları ele alınmıştır. (73-116) Dördüncü bölümde Allah’ın sıfatları konusu ele alınmış, problemin ortaya çıkışı, sıfatların tasnifi ve kader konusu izah edilmiştir. (s.119-142) Sonuç olarak, İslam’ın sunduğu Allah mefhumu, aşkın bir varlık olmakla birlikte, insana ve kainata karşı ilgisiz değildir. O kainatı yaratan, her an yaratmayı sürdüren evreni yöneten Allah’tır. O mutlaktır, aşkındır; insan ise her yönden kusurlu, ihtiyaçlarla yüklü ve sonlu bir varlıktır. İkisi arasında ilişki kurulabilmesi için O’nun aşkın niteliğinden sıyrılıp insana benzemesine veya insan biçiminde maddîleştirilmesine gerek yoktur. Tam aksine bu ilişkinin kurulması yolunda insan, ruhu ve bütün psikolojik muhtevasıyla maddîlikten sıyrılmaya ve O’na yükselmeye çalışmalıdır. Zaten ölüm ister istemez insanın maddî varlığına son verecektir. Dünya hayatındayken ölümsüzlük şuuruna ulaşan ve geleceğin mutluluğu için hazırlananlar, bu duygudan yoksun olanlara yardım ellerini uzatmalıdır. (s.142)

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmalısınız...

 
  Üye Giriş
E-Posta
Şifre
Yeni Üyelik
Şifremi unuttum
  Arama
Aranacak kelime
 
Hakkımızda | Şatış Şartları | İade Şartları | Teslimat |Telif Hakları | Gizlilik İlkesi | Yardım | Bize Ulaşın |Banka Hesap Numaraları
E-Yayınevimizde

kredi kartlarına taksit yapılmaktadır.
Türkiye Diyanet Vakfı Yayın Matbaacılık ve Ticaret İşletmesi
Adres : Serhat Mh. 1256. Sok. No:11 Ostim Yenimahalle / Ankara - TÜRKİYE
Tel : +90.312.354 91 31 Faks : +90.312.386 03 28 Siparişlerinizle İlgili Tel : +90.312.354 91 31 Dahili : 136 - 138 - 142 - 145
E-Posta : bilgi@diyanetvakfiyayin.com.tr  Tic.Sicil No : 48527  Mersis No : 4-6665-8232-6958886