Dizin
Kur'an-ı Kerim
İslam Ansiklopedisi
Anadolu Halk Klasikleri
İSAM Yayınları
Oku Düşün
Kaynak Eserler
Fikir Eserleri
İlmi Eserler
Tarih Kültür
Çocuk Yayınları
Cep Kitapları
Dini Edebiyat
Sanat Edebiyat
Sempozyum ve Paneller
Sesli ve Görüntülü Yayınlar
Yabancı Dil Eserleri
Din Büyükleri
Halk Kitapları
Roman
Ahlak Klasikleri
Eğitim - Öğretim
Kuramer Yayınları
İstanbul Kadı Sicilleri
  Aranan Kelimeler
 
Dizin > İlmi Eserler
Büyük resmi görmek için tıklayınız...
Kur'an'da Salah Meselesi
Ömer Dumlu


3,50 TL (KDV dahil)
5
  adet 


Diyanet İşleri Başkanlığı
  • Detaylı Bilgi

  • Yorumlar

  • Ek Resimler

ISBN / ISSN : 978-975-19-3994-4
Sayfa Sayısı : 246
Dil : Türkçe
Basım Yeri ve Yılı : Ankara, 2009
Ebat : cm
Ürün Hakkındaki Yorumlar :
Gönderen : İHSAN ÖZ Gönderme Tarihi : 08.03.2011|12:01:36 Görüş : İyi
  Her inceleme ve araştırmanın belli bir hedefi vardır. Bu araştırmanın hedefi de ‘salah’ kavramının Kur’an’ın bütünlüğü içerisinde ele alınıp incelenmesidir. Çünkü bu kavram, kulun, Allah’la olan ilişkisini ortaya koymakta, ona, dünya ve ahirette ebedi saadet yolunu göstermekte ve ayrıca gerek fert ve gerekse toplumun çeşitli meselelerine ışık tutmaktadır. İşte bizi doğrudan ‘Kur’an’da Salah Meselesi’ gibi bir konu üzerinde çalışmaya sevkeden sebeplerden birisi budur. Çalışma, bir giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Girişte, ‘Konulu Tefsir’ ile ilgili bilgi verilmiştir. Birinci bölümde, salah kavramının tahlili, Kur’an’daki kullanılışı, salah-fesat ilişkisi ile amel kelimesinin salahla olan irtibatı üzerinde durulmuş ve ‘salih amel’ terimi ağırlıklı olarak incelenmiştir. İkinci bölümde, salah, tamamen kendi bütünlüğü içerisinde ele alınmış ve salahın gerek fert ve gerekse toplumu ilgilendiren boyutu üzerinde durulmuştur. Üçüncü bölümde ise iman eden, kendini düzelten, iyi ve güzel davranışları yerine getiren insanlara Kur’an’ın neler vaat ettiği üzerinde durulmuş ve böylece ‘salah meselesi’ Kur’an’ın bütünlüğü içerisinde ele alınıp incelenmeye çalışılmıştır. (s.10) Önceki asırlarda Kur’an’ın yalnızca nüzul sebeplerine, nasih-mensuh olan ayetlerine, fıkhî hükümlere kaynaklık eden ayetlerine mahsus kitaplar (bu manada tefsirler) yazılmıştır. Çağımızda bunlara ek olarak ‘adalet ve zulüm, münafıklık, ehl-i kitap’ gibi bit konu seçilmek, bunlarla ilgili ayetleri derleyip düzenledikten sonra açıklamak suretiyle konulu tefsirler (et-tefsir’ül-mevzûî) yazılmaktadır. Suriyeli alim Hasan Habenneke el-Meydânî’nin Zahüratü’n-nifak isimli iki ciltlik eserini örnek olarak zikredebiliriz. (Kur’an Yolu, 1/47) KONULU TEFSİR: Herhangi bir konuyu, Kur’an’ın bütünlüğü içerisinde ele alıp, ister aynı ister değişik surelerde olsun uzaktan ve yakından ilgilendiren tüm ayetleri toplayarak, mümkün mertebe nüzul sırasını göz önünde bulundurmak koşuluyla ve Kur’an’ın genel üslubu çerçevesinde çeşitli mukayeseler yapmak suretiyle istenileni ortaya çıkarmaktır. (s.14) Kur’an’ın anlaşılmasını insanlara kolaylaştırmak için, onun bilgisinin elde edilme yollarını onlara açmak, bu yolda onlara rehberlik ve önderlik etmek ilim adamlarının en önemli görev ve sorumlulukları içerisindedir. Bu sorumlulukla hareket eden ilim adamları elbette yeni yeni metotlarla Kur’an’ın insanlığa sunduğu mesajları iletmek mecburiyetindedirler. İşte bu metotlardan birisi da Konulu Tefsirdir ve bu yolla Kur’an’ı daha kısa yoldan okuyucuya sunmak ve böylece onun Kur’an’dan nasiplenmesini sağlamaktır. Çünkü bu tür çalışmalarda maksada kısa yoldan ulaşılabilir. Zira bu metotta çağımızda fazla meşguliyeti olan insanlara kısa yoldan Kur’an’ı tanıma ve tanıtma imkanı elde edebiliriz. Bilindiği gibi az okuyan bir toplumuz. Bu şekilde az okuyan bir topluma ciltler dolusu eserler okutmak hemen hemen imkansız gibidir. (s.19) Bu metodun önemli yönlerinden birisi de, Kur’an’ın içerdiği konuları daha iyi anlama imkanı vermesidir. Bir diğer faydası ve önemi de, araştırıcıya ayın konuyu derinliğine araştırma imkanı vermesidir. (s.20) Salah, layık olmak, iyi olmak, iyi bir hal üzere olmak, bir kişinin fesadından sonra iyi olması, istikamet ve musalaha(barışma) anlamlarına gelmektedir. Islah, ise, layık olmak, onarmak, iyi olmak, düzeltmek, kişilerin aralarını bulup barıştırmak ve iyilik yapmak demektir. İnsanların birbirleriyle münasebetlerini ve bir arada emniyet içinde yaşamalarını sağlayan ve dilimize barışmak, anlaşmak diye çevrilen sulh kelimesini terim olarak ele aldığımızda, insanlar arasında meydana gelebilecek düşmanlığı gidermek şeklinde genel bir tanım yapılabilir. Islah, musalaha ve ıstılah kelimelerinin de barıştırmak anlamında kullanıldığını söyleyebiliriz. Salah kelimesinden türetilen salih ile, ıslahtan alınan muslih’in, Kur’an’da özel bir yeri ve önemi vardır. Salih, kendisi doğru olan, kendini düzelten, eğiten; muslih ise, kendisi doğru olmakla birlikte, başkasını da ıslah eden7düzelten, onların yararına olacak şeyleri yapan ve yapmaların ı sağlayan demektir. Bundan dolayı Allah’a Salih sıfatının verilemeyeceği, buna karşın Muslih denileceği zikredilmektedir. (s.25) Katade’ye göre, Allah’ın kesin olarak emrettiği şey salah, kesin olarak nehyettiği şey fesattır. Razi de ‘Seni Allah’a itaate çağıran her şey salah; Allah’tan alıkoyan her şey de fesattır şeklinde tarif etmiştir. (s.35) Salih amel Kuşeyri’nin de ifade ettiği gibi, kişiyi Mevla’sının rızasına yaklaştırır. Bununla birlikte insan, salih amellerle, önce kendisini düzeltir, sonra da başkalarının salahına, düzelmesine çalışır. Gazali’nin de dediği gibi kişinin öncelikle kendisini düzeltmesi gerekir. Başkalarını düzeltmesi ikinci derecededir. Başkalarını ıslah, salahın zekatıdır. Kendisi salih olmayan, başkasını nasıl ıslah edebilir, düzeltebilir? Ağaç doğru olmadan gölge nasıl doğru olabilir? (s.43) Salih amel Allah’ın bir lütfudur ve nimetine şükreden kullarını buna muvaffak kılar. Salih amelin önemini, İmam Şafii’nin, dünyayı büyük bir denize, salih amelleri de, bu denizde seyreden gemiye benzetmesinden anlamak mümkündür. Aynı şekilde Gazali’nin ‘Ameller, kalp hastalığının ilacıdır. Kalp hastalığı hissedilmez. Aynası olmayan bir adamın yüzündeki alaca hastalığı gibidir. Zira o, bu hastalığı hissetmez. Ona söylense, bunu doğrulamaz’ şeklindeki benzetmesi aslında meseleye ışık tutmaktadır. (s.44) Nasıl küfür, ayıplanacak vasıflar küresine dahil tüm özellikleri bünyesinde barındıran dayanak noktasını teşkil etmekte ise, ‘inanç’ ya da ‘itikat’ yani iman da olumlu ahlakî değerlerin tam manası ile merkezidir. İman tüm İslamî erdemlerin çıktığı kaynaktır. Temel değerleri oluşturan odur ve İslam’da Allah’a ve vahiylerine karşı içten bir inanışı içermeyen hiçbir fazilet düşünülemez. (Toşhihiko İzutsu) (s.78) İman ile salih amel arasında nasıl bir ilgi vardır? İman ile salih amel arasında, kuvvetli bir semantik bağ olup, birbirlerinden ayrılmazlar. Gölge, nasıl simayı takip ederse, aynı şekilde amel de imanı takip etmektedir. Nerede iman var ise, orada salih amel de olmalıdır. İman ile salih amel arasındaki ilişkiyi en güzel bir şekilde belirten İbn Teymiye’dir. Ona göre, salih amelin imanla ilişkisi, ya dudakla dil gibi veya kalbin bedenle olan irtibatı veyahut da bir buğday danesi bütünlüğü gibidir. Zira konuşmak, dudak ve dil ile olur. Kalpsiz bir beden düşünülemez. Aynı şekilde danenin içi ve dışı vardır, özellikle ayrı oldukları halde iki dane denilmez. (s.93) Salih amelin, iman ile takva arasında bir köprü vazifesi gördüğü söylenebilir. (s.103) Aslında ibadetler ne insanın kaçınacağı kadar ağır ve çok, ne de, onu tembellik ve rehavete sevkedecek kadar basittir. Gaye itidal ve tahammül hududunu aşmamaktır. ( Seyyid Kutub) (s.119) Salih insanlardan olmanın en önemli özelliği Allah tarafından dost edinilmiş olmaktır. Salih insanlardan olmanın temel şartı ise inanmak ve yararlı iş yapmaktır. (s.133) Cahiliye devrinde Araplar ‘mızrakları ile çarpışmayan ve yurdunu savunmayan mirasçı olamaz’ derler ve bundan dolayı hem kadınları ve hem de erkek ve kız çocuklarını mirasçı olarak tanımazlardı. (s.146) Kur’an-ı Kerim’in hiçbir yerinde şiddet hareketinin meşru gösterildiğini görmemekteyiz. Bütün mesele düşmanın durumuna uygun bir şekilde karşı koyarak, adaleti yeniden tesis etmektir. (s.182) Bugün ülkelerin artık toprak kazanma yerine ekonomik üstünlük elde etmek için çalıştıkları, hatta bilginin, sanayileşme başta olmak üzere her şeyin önünde geldiği ve bu şekildeki bir başarının ve çalışmanın daha yararlı olacağı artık çok açık ve net bir şekilde görülmektedir. (s.210) Çeşitli kalıplarda 180 defa geçen ‘salah’ Kur’an-ı Kerim’de dikkati çeken kavramlardan birisidir. Çünkü bu kavram insan hayatının her dönemini içerisine almakta olup, onun, ölümünden sonra da ebedî saadete ermesine yardımcı olacak anahtar terimler arasında yer almaktadır. Nitekim iman kavramından sonra iyi ve güzel davranışlar, Kur’an’ın hemen hemen üzerinde durduğu ana temalardan biridir ki, buna salih amel diyoruz. (s.227) Aslında imansız amelin kabul edilmeyeceği bir gerçektir. Ne var ki, amelsiz imanın kurumaya yüz tutmuş bir ağaçtan farksız olduğunu söylemek mümkündür. İnsanların cennete girip, orada elde edeceklerinden daha önemlisi, cennete girmek için ne yapmak gerektiğinin bilinmesidir. (s.228) Tip olarak muslihler, salihlerden daha önemli bir konumdadır. Zira salih insanlarda, daha ziyade, kendi hallerinde yaşama söz konusu iken, muslihler hep aktiftir. Kısaca her mümin bir salih insan olabilir, ama muslih olmayabilir. (s.229) Netice olarak diyebiliriz ki, Kur’an’da tedrici bir düzeltme(ıslah) metodu uygulanmaktadır. Öncelikle fert açısından bakıldığında, onu ebedî saadete erdirecek yollar gösterilmekte, sonra da kişi bu yollarda Allah’ın istediği şekilde yürüdüğü takdirde bu dünyada başarılı olacağı, ahirette de ebedî mutluluğa ereceği anlaşılmaktadır. Toplum açısından bakıldığında da, dengeli, ahlaklı bir toplumun oluşması için fertlerin nasıl olmaları gerektiği belirtilmekte ve problemleri daha az, ama bunun yanı sıra Kur’an’ın ifadesiyle ‘inkarcılara karşı son derece sert, kendi aralarında ise son derece merhametli…’ (Feth, 48/29) bir toplumun oluşması istenmektedir. Böyle bir toplumun ilerleme kaydedip, gelişme göstereceği de açıktır. İşte bundan dolayı salahın dünyevî ve uhrevî boyutlu bir kavram olduğunu söyleyebiliriz. Dünyevî boyutu, insanların dünyalarını ilgilendiren salih amel, ıslah, muslih, salih ve sulh gibi lafızları ihtiva etmesidir. Uhrevî boyutu ise, bu kavramın insanların ebedî mutluluklarını gösteren bir kavram olmasıdır. Ayrıca insanların ahirette de iyi insanlar arasına dahil edilmeleri de bu kavramla vurgulanmasıdır. Bu çalışmayı yapan Ömer Dumlu Hocamıza teşekkür eder, daha nice çalışmalar beklentisi ile kendisine hayırlı hizmetler dilerim. Kitabın baskısı için; daha önceki baskıda olan baskı ve ifade hataları azalması beklenirken dizgi ve baskı hatalarının artarak göze battığını da bir eleştiri olarak belirtmek isterim.

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmalısınız...

 
  Üye Giriş
E-Posta
Şifre
Yeni Üyelik
Şifremi unuttum
  Arama
Aranacak kelime
 
Hakkımızda | Şatış Şartları | İade Şartları | Teslimat |Telif Hakları | Gizlilik İlkesi | Yardım | Bize Ulaşın |Banka Hesap Numaraları
E-Yayınevimizde

kredi kartlarına taksit yapılmaktadır.
Türkiye Diyanet Vakfı Yayın Matbaacılık ve Ticaret İşletmesi
Adres : Serhat Mh. 1256. Sok. No:11 Ostim Yenimahalle / Ankara - TÜRKİYE
Tel : +90.312.354 91 31 Faks : +90.312.386 03 28 Siparişlerinizle İlgili Tel : +90.312.354 91 31 Dahili : 136 - 138 - 142 - 145
E-Posta : bilgi@diyanetvakfiyayin.com.tr  Tic.Sicil No : 48527  Mersis No : 4-6665-8232-6958886