Dizin
Kur'an-ı Kerim
İslam Ansiklopedisi
Anadolu Halk Klasikleri
İSAM Yayınları
Oku Düşün
Kaynak Eserler
Fikir Eserleri
İlmi Eserler
Tarih Kültür
Çocuk Yayınları
Cep Kitapları
Dini Edebiyat
Sanat Edebiyat
Sempozyum ve Paneller
Sesli ve Görüntülü Yayınlar
Yabancı Dil Eserleri
Din Büyükleri
Halk Kitapları
Roman
Ahlak Klasikleri
Eğitim - Öğretim
Kuramer Yayınları
İstanbul Kadı Sicilleri
  Aranan Kelimeler
 
Dizin > İSAM Yayınları
Büyük resmi görmek için tıklayınız...
İslam Estetiği (Yeni)
Turan Koç


7,00 TL (KDV dahil)
10
  adet 


İSAM
  • Detaylı Bilgi

  • Yorumlar

  • Ek Resimler

En güzel bir şekilde yaratılmış olan insan duygu, düşünce, idrak, sezgi ve ilhamlarını ifade edebilmek için "ilahi sanatçı" tarafından çeşitli yetilerle donatılmıştır. Bu bilinç sanatı müslüman hayat tarzının çok önemli bir unsuru kılmıştır.
ISBN / ISSN : 978-605-558-632-4
Barkod No : 9786055586324
Sayfa Sayısı : 208
Dil : Türkçe
Basım Yeri ve Yılı : İstanbul, Mart 2008
Ebat : 12x19,5x1,5 cm
Ürün Hakkındaki Yorumlar :
Gönderen : İHSAN ÖZ Gönderme Tarihi : 09.11.2009|15:46:21 Görüş : İyi
  İSLAM ESTETİĞİ Turan KOÇ Estetik, güzellik ve güzelliğin unsurları, ölçüleri ve şartlarından, güzellik duygusundan bahseden bilim veya felsefe dalı. (İA, 11/440) yani ilmü’l-cemâl ve güzellik bilimi. İlmü’l-cemâl ise sözlükte ‘güzellik’ anlamına gelen cemâl kelimesi, sanat felsefesi terimi olarak genellikle eşya ve olgularda varlığı hissedilen ve insan ruhunda beğenme, hoşlanma, zevk alma gibi olumlu duygular ve yargılar doğuran nitelikleri ifade eder. İlmü'l-cemâl ise ‘güzellik bilimi’ demek olup güzelliğin mahiyeti, ilkeleri, sanatla ilgili değer yargıları, güzellik teorileri gibi konuları araştıran estetik kelimesinin çağdaş Arapça'daki karşılığıdır. (İA, 22/146) Eser için şunlar söylenebilir: Kıymetli Turan Koç Bey’in Din Felsefesi ile hemhal olması ayrıca ‘Estetik’in bir felsefe dalı olması kitapta ağırlıklı olarak kendini hissettirmiştir. Acaba kitabın adı ‘İslam Estetiğinin Felsefesi’ olsa idi daha mı yerinde olurdu. Bunu şunun için söylüyorum. Her ne kadar oradan bakınca öyle değilse de buradan bakınca öyle hissediliyor. Çünkü her kitabın hitap ettiği bir okuyucusu vardır. Ama asıl hedef daha fazla okuyucuya ulaşmak olunca biraz daha sade ve okuyucuyu tutan, yakalayan, zihnî yürüyüşünü ruhî açılışlarla buluşturan ayinlerin(s.168) çokça olduğu bir tablo oluşturulması daha yerinde olurdu. Bir de yan başlıkların azlığı konunun uzun olmasına ve okuyucuyu yorgun düşmesine neden oluyor. Bu kadar açılımdan sonra kitabın hakkını vermek lazım, hakikaten latif, istifadeli bir kitap olmuş. Tüm emeği geçenlerin ellerinize sağlık. Çalışma, uzunca bir girişten sonra İslam Estetiğinin ilkeleri olarak, tevhid, ihsan ve Kur’an konusunu ele almış ki gerek bu bölümde ve gerekse ihsanın tezahürleri bölümünde ihsan açılımı çok yerinde olmuş. Yine bu tezahürler içinde hüsn-i hat ve tezhip, mimari ve tezyinat, şiir, musiki ve ayrı bir başlık altında resin konusu doyurucu bilgilerle okuyucuya sunulmuş. Konu ile ilgili göze çarpan ve altı çizilen bilgiler şöyle toparlanabilir: İslam kültüründe sanat hayatın bütün yönlerini kapsar. İçinde yaşadığımız evden geçimimizi sağladığımız çarşılara, yemek yediğimiz kaplardan kitap ciltlerine kadar bu sanatın girmediği alan yoktur. (s.31) Kısaca sanat dinin çok önemli bir dilidir. Sanatsız kalan bir din çok önemli bir ifade imkanından mahrum kalmış olur. (s.33) Batı sanatı ağırlıklı olarak insanı merkeze alıp ona dayandığı halde, İslam sanatı merkeze ilâhî mahiyeti yerleştirir. Bu sanat insanın çeşitli durum, çelişki ve çatışmalarını sergilemeye hemen hemen hiç önem vermez. Onun ilk ve son tutkusu ilâhî olandır. İslam sanatının en başta gelen özelliği sürekli ilâhî hazretle yüz yüze olduğunun bilincinde olmasıdır. Onun varlığının ve asaletinin kaynağı da budur. (s.37) Denilebilir ki İslam sanatına güç ve hız veren şey, bu, Allah’ın her yerde hâzır ve nâzır olduğu şeklindeki derin idrak olmuştur.(s.45) İslam sanatı, ilâhî güzelliği insanlara, güzelliği bu dünyadan kopararak hatırlatır. İslam sanatı Allah’ın güzelliğini, dünyayı başlı başına güzel kılmadan temsil etmeye çalışır; Allah’ın cemalinin ayet ve işaretlerini, insanlara, bunların sadece birer işaret olduğunu hatırlatacak şekilde sergilemeye gayret eder. (s.48) İslam’ın güzellik anlayışı kendisinde değer koyucu bir yün barındırır. Daha açık bir ifadeyle, bir şeye güzel demek onu övmekle aynı kapıya çıkar. Dilimizde yaygın olarak kullanılan, ‘Güzel Allahım…’ ibaresi veya Yunus Emre’nin, ‘Adı güzel, kendi güzel Muhammed’ dizesi bunun açık bir ifadesi olarak görülebilir. (s.70) Kur’an’da sadece doğal güzellikten değil, “Mescide girerken güzel olan şeyleri alın” (A’raf, 7/31) ayetinde belirtildiği üzere, insan elinden çıkma, dolayısıyla sanat eseri olan şeylerin güzelliğinden de söz edilmektedir. Buna ‘güzel sabrı’, ‘güzel ecri’(karşılık), ‘güzel ve temiz hayat’ gibi daha başka şeyleri de eklemek gerekir. Kısaca güzellik doğal dünyada ve hayatla ilgili her şeyde karşımıza çıkan bir olgudur. (s.71) İslam sanatı, insanı mübarek ve aziz bildiği için onun kullanımına sunduğu bütün eserlerin aynı zamanda güzel de olmasına çok büyük bir önem vermiştir. Allah resulünün “Öldürürken bile güzel öldürünüz” (Müslim, Sayd, 57) hadisi, İslam’ın güzellik anlayışının veya ihsan boyutunun nerelere kadar uzandığının somut bir göstergesidir. İslam’da salt güzellik hiçbir zaman başlı başına bir gaye olmamıştır. (s.77) Kur’an, güzelliğin bütün hayatımıza sinmesini öğütler. İhsanı gerçekleştirmenin ve muhsinlerden biri olmanın anlamı da budur. (s.80) Kur’an’da tabiattaki olgu ve olayların bir ayet ve işaret olduğu bildirilir. Bu anlamda tabiat açık bir kitaptır. İnsan kendisini tabiatta Allah’a daha yakın hisseder. Belki de bu yüzden, çok sayıda bilge sürekli tabiata yönelmiş, onu aramış ve kendisini onda dinlemiştir. Kur’an sık sık yaratılıştaki hikmetleri görmek için akledenleri tabiatı temaşaya teşvik eder. (s.87) Güzellik idraki, insanın ruhunda meydana getirdiği ürperti ya da deprenişlerle, “Allahım, bunları boşuna yaratmadın” (Âl-i İmrân, 3/191) şeklinde bir kavrayış ve teslimiyete dönüşür. (s.88) Sonunda bütün güzelliklerin kaynağı olan ilâhî güzele bir basamak daha yükselmiş oluruz. Kur’an’ın cennet tasvirleri de bedîî zevk ve tecrübe açısından başlı başına ele alınacak boyutlardadır. Bu tasvirler, âdeta şimdi orada yaşıyormuşuz izlenimi veren bir duygu yükü ile takdim edilir. Kur’an’ın bu anlatımları tam bir estetik ziyafet örneğidir: “Onlar için altın tepsiler ve kadehler dolaştırılır. Canlarının istediği ve gözlerinin hoşlandığı her şey oradadır. Siz orada ebedî olarak kalacaksınız.” (Zuhruf, 43/71) Hele hele içinden ırmaklar akan bir bahçe olarak cennetin bizzat kendisi başlı başına estetik değer olan şeylerdir. (s.90) Tabiattaki güzelliklerin temaşası müslümana, Allah’ın cemal sıfatının farkına varacağı en iyi imkanlar demetini sunar. Tabiattaki herhangi bir güzellik, dağlardaki heybet ya da göklerin sonsuz maviliği karşısında duyulan estetik haz kulluk bilincinin çiçeklenmesinde çok önemli basamaklardan birini oluşturur. Tasavvufta, “kesb-i kemâl seyr-i cemâl” (güzellik temaşası insanı olgunlaştırır) diye bir özdeyiş vardır; yani insanın kulluk bilincinin, Allah’ın cemalini, tabiattaki güzellikler üzerinden seyir ve temaşaya dönüşmesi. (s.92) Tabiattaki güzelliğin temaşası bizde her şeyden önce bir şükür duygusu meydana getirir. (s.98) Kur’an, şahit olduğumuz olgu ve olaylar hakkında derinlemesine düşünüp tefekkür ederek, bunlarla Allah’ın varlığı ve kudreti arasında ilişki kurmamız konusunda bizi sürekli uyarmakta ve teşvik etmektedir. Kur’an’a göre, güzellik tecrübesinin bir anlam kazanmasında ve bizim için bir istikamet belirtmesinde, olup bitenlerle bunların nihaî kaynağı arasında bağlantı kurmanın çok büyük bir yeri vardır. Kur’an’da sıkça geçen “ya’kılûn, ta’kılûn, ibret” ve bunun türevi olan kelimelerin bir anlamı da ‘bağlantı kurmak’ ve ‘bilinenlerden bilinmeyene geçmek’tir. Nitekim görmek sadece görmek değil aynı zamanda inanmaktır. Türkçemizdeki, “Göz gördü, gönül sevdi” deyişi de bir yerde bu gerçeği dile getirmektedir. İlâhî güzelliğin bir tezahürü olan bütün güzelliklerin büzün gözümüze, gönlümüze, ruhumuza, aklımıza ve nefsimize doğrudan hitap eden bir özelliği vardır. (s.100) Tabiat, Allah’ın bir ayeti olma özelliğine sahiptir. (s.103) Kur’an-ı Kerim, imkan ve kabiliyetlerimizi fıtrata uygun bir şekilde geliştirmemiz için bizi mümkün olan bütün bilgilerle tanıştırır. Burada gözetilen başlıca hedef, insanı aşkın(müteâl) olanla irtibat kuracak hale getirmektir. (s.105) Genel olarak tasavvufî bakış açısına göre, bütün âlem ilâhî güzelliğin bir suretidir. Veya Allah’ın cemalinin mazharı yani görünme yeri olmaktan başka bir şey değildir. Bu bakış açısı sık sık, “Ben gizli bir hazine idim, bilinmeyi arzu ettim”(Keşfü’l-Hafâ, Aclûnî, 2/132) hadisine atıfta bulunarak ifade edilir. Tasavvufî bakış açısına göre, Allah güzeldir ve mutlak güzellik O’na aittir. Allah’ın güzel isimleri (esmâ-i hüsnâ) o en güzel ve mükemmel olana veya bu anlamda manevî güzelliğe delalet eder. Âlemdeki güzellik ise sûrî yani biçime bürünmüş güzelliktir. Dolayısıyla bütün olarak âlem ilâhî bir güzelliğe sahiptir, başka bir ifadeyle, dünyadaki güzellik ilâhî güzelliğin tecellisinden başka bir şey değildir. (s.106) “Allah yarattığı her şeyi güzel kılmıştır”(Secde, 32/7) ayetini hatırlamak burada yeterlidir. (s.108) Müslüman sanatçı, tabiattaki hiçbir şeyin Allah’ı temsil ya da sembolize edemeyeceği anlayışını mütemadiyen korumuştur. (s.47) Müslüman sanatçı, Allah karşısında bir muhalefet unsuru olabileceği endişesini doğurabilecek her türlü bireysel vurgu ve kibirden olabildiğince uzak durur. (s.195) İslam eserlerini yapan sanatçılar, bugün anlaşıldığı anlamda sadece sanat yapan kişiler değil, aynı zamanda bir düşünür, bir ahlakçı ve bir yol göstericiydiler. (s.26) İlimle güzelliği buluşturan geleneksel İslam dünyasında zanaatkar, sanatçı ve hatta ilim adamı arasında bir fark yoktur. İslam her şeyde mükemmeli, yani güzel olanı yapmayı gaye edinmiştir. (s.198) İslâm estetiğinde sanatkâr güzelliği yaratan değil keşfedendir. Sanatkârın Allah'ın yarattıklarına benzer şeyler ortaya koyduğu vehmine kapılıp yaratma heyecanı duyması hoş görülmemiştir. İslâm estetiğinde başından beri "yaratma" problemi yoktur; sanat zaten var olan bir niteliği, güzelliği araştırmak, ifade etmektir. Bütün varlık Allah'ın boyasıyla boyanmıştır: "Allah'tan daha güzel kim boyayabilir?” (Bakara, 2/138). Gerçek güzellik nesnenin değişen niteliklerinde değil değişmeyen özündedir. (İA, 22/147) Hüsn-i Hat ve Tezhip konusunda Hz. Ali’nin şu sözü de ilginçtir: “Yazının güzelliği, elin dili ve düşüncenin zarafetidir.” (s.139) Türk hattatlar elinde bu sanat harikulade güzellikte eserler ortaya koymuştur. “Kur’an Mekke’de indi, Kahire’de okundu, İstanbul’da yazıldı” sözü Türkler’in bu alandaki maharetlerini özlü bir biçimde dile getiren ifadesidir. (s.140) Hz. Peygamber “Yeryüzünün mescit kılındığını” (Müslim, mesacid 3) söyleniştir. Bu hadis yeryüzündeki her yerin temiz tutulmasına, huzur ve sükûn bulacağımız alanlar olarak kalmasına özen göstermemiz gerektiği anlamına gelir. Bu anlayıştan dolayı, İslam mimarisi ve özellikle cami mimarisi tabiattaki güzelliğin başka bir düzeyde gerçekleştirilmesi olarak ortaya çıkar. Cami bir müminin âdeta kendi eviymiş gibi huzur ve sükûn bulduğu bir mekan olarak tasarlanır. (s.151) Minarelerin yüksek yerlere yapılmasının veya yüksek minareler yapılmasının işlevsel açıdan iki önemli sebebi olabilir. Bunlardan birincisi, ezan sesinin şehrin gürültüsünü aşıp, müminlere namaz vaktinin geldiğini duyurmasında kolaylık sağlaması; ikincisi ise aynı zamanda İslam’ın çağrısının inanan-inanmayan herkese yönelik olduğunun yüksek sesle duyurulmasıdır. (s.155) Mehmed Âkif’in diri ve dinamik bir kul anlayışını dile getiren şu beytini zikrederek son verelim (s.122): Âlemde ziya olmasa halk etmelisin halk! Ey elleri böğründe yatan şaşkın adam, kalk!

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmalısınız...

 
  Üye Giriş
E-Posta
Şifre
Yeni Üyelik
Şifremi unuttum
  Arama
Aranacak kelime
 
Hakkımızda | Şatış Şartları | İade Şartları | Teslimat |Telif Hakları | Gizlilik İlkesi | Yardım | Bize Ulaşın |Banka Hesap Numaraları
E-Yayınevimizde

kredi kartlarına taksit yapılmaktadır.
Türkiye Diyanet Vakfı Yayın Matbaacılık ve Ticaret İşletmesi
Adres : Serhat Mh. 1256. Sok. No:11 Ostim Yenimahalle / Ankara - TÜRKİYE
Tel : +90.312.354 91 31 Faks : +90.312.386 03 28 Siparişlerinizle İlgili Tel : +90.312.354 91 31 Dahili : 136 - 138 - 142 - 145
E-Posta : bilgi@diyanetvakfiyayin.com.tr  Tic.Sicil No : 48527  Mersis No : 4-6665-8232-6958886