Dizin
Kur'an-ı Kerim
İslam Ansiklopedisi
Anadolu Halk Klasikleri
İSAM Yayınları
Oku Düşün
Kaynak Eserler
Fikir Eserleri
İlmi Eserler
Tarih Kültür
Çocuk Yayınları
Cep Kitapları
Dini Edebiyat
Sanat Edebiyat
Sempozyum ve Paneller
Sesli ve Görüntülü Yayınlar
Yabancı Dil Eserleri
Din Büyükleri
Halk Kitapları
Roman
Ahlak Klasikleri
Eğitim - Öğretim
  Aranan Kelimeler
 
Dizin > İSAM Yayınları
Büyük resmi görmek için tıklayınız...
İslam ve Batı
İbrahim Kalın


7,00 TL (KDV dahil)
10
  adet 


İSAM
  • Detaylı Bilgi

  • Yorumlar

  • Ek Resimler

Tarihte İslâm ve Batı medeniyetleri kadar yakın ilişki içinde olan başka iki uygarlık görülmemiştir. Çatışma, rekabet, uzlaşma ve birlikte yaşama biçimlerine bürünen bu ilişkinin tarihi, aynı zamanda farklı "ben" tasavvurlarının ve "öteki" algılarının tarihidir. Bu çalışma, iki medeniyet arasındaki ilişkileri tarihi seyri içerisinde incelemekte ve günümüz sorunlarını bu tarihi arka plana dayanarak tahlil etmektedir. Kitap, 2007 TÜRKİYE YAZARLAR BİRLİĞİ "FİKİR ÖDÜLÜ" sahibi.
Barkod No : 9789753898799
Sayfa Sayısı : 238
Dil : Türkçe
Basım Yeri ve Yılı : Ankara, 2016
Ebat : 19,5x12x1 cm
Ürün Hakkındaki Yorumlar :
Gönderen : İHSAN ÖZ Gönderme Tarihi : 20.12.2009|20:20:34 Görüş : Çok İyi
  Kitap, İslam ve Batı arasında şimdiye kadar devam eden çatışma yerine asgari müştereklerde bir araya gelme ve diyalog ortamının oluşturulması üzerine bir çalışma. Kitapta her ne kadar fikir ve görüşlerden daha çok isimler göze takılsa da geniş bir malzeme zenginliği dikkati çekiyor. Emeği geçenlere ve İbrahim Kalın Bey’e teşekkür ediyor, okuyucuların bu kitabı listelerine eklemelerini tavsiye ederek, sizleri kitaptan bazı bölümlerle başbaşa bırakıyorum: İslam ve Batı toplumları arasındaki etkileşim alanları, rekabet hissi, çatışma alanları ve uzlaşma zeminleri hangi dinamiklerden besleniyor? Bu süreçte din, tarih, siyaset, etnik kimlikler ne kadar rol oynuyor? Bu tarihi sadece bir savaşlar ve çatışmalar tarihi olarak okumak ne kadar doğru? Bu iki kültür ve medeniyet havzası birbirlerini bundan sonra nasıl görecek ya da görmeli? Bu kitap bu sorulara imkanlar çerçevesinde cevaplar bulmaya çalışıyor. (s.8) İslam ve Batı ilişkileri, günümüzün en temel sorunlarından biridir. İki dünyanın kendi içinde yaşadığı kırılmalar, birbirleri hakkında algılama biçimlerini derinden etkiliyor. (s.14) Batı’nın İslam algısı medya mensupları, akademisyenler, uzmanlar, gözlemciler, araştırma kurumları, lobi şirketleri, film yapıcıları, edebiyat insanları ve siyasetçiler gibi son derece karmaşık ve yaygın bir aktörler ağı tarafından üretilmektedir. İnsanlar kendilerine sunulan imajlara, samimi bir şekilde inanmaya başlarlar. Çağdaş medya çalışmalarının da gösterdiği gibi imaj, gerçekliğin yerine geçer. İmajı kontrol eden, gerçekliği de kontrol etmeye başlar. Bu bakımdan İslam ve Batı arasındaki ilişkilerin, çoğu zaman bu imajlar savaşı olduğunu unutmamak gerekiyor. (s.17) İslam ve Batı medeniyetleri, aralarındaki önemli farklara rağmen çatışmak zorunda değildirler. Bir arada yaşamanın asgari şartı, herkesin kendi kalarak ortak iyide uzlaşmasıdır. Adil, katılımcı ve eşitlikçi bir dünya düzeninin anlamı, herkesin aynı şekilde düşünüp yaşaması değil, farklı görüşlerin bir arada varolma kararlılığını göstermesidir. İslam ve Batı medeniyetleri, “iyilikte yarışan topluluklar” (Maide, 5/48) oldukları zaman, bölgesel ve küresel barışa katkıda bulunacak ve belki de aksini bekleyenleri haksız çıkaracaklardır. (s.20) İslam-Batı ilişkilerinin gerginlik alanlarından biri, sömürgecilik mirasının hâlâ devam ediyor olmasıdır. (s.30) Orta çağ Batı dünyasının temel sorunlarından biri, İslam ve Müslümanlar hakkında ilk elden kaynaklara dayalı, sağlam ve güvenilir bilgiden yoksun olmasıdır. (s.39) İslam, Yahudi ve Hıristiyanları tevhid inancını zedelemekle suçladığı halde, onlara hukukî bir statü vermiş ve din özgürlüklerini güvence altına almıştır. Dinler tarihinde bir ilk olan bu tavır, İslam’ın Hıristiyan hakimiyeti altındaki bölgelere hızla yayılmasını sağlamış ve Hıristiyanların İslam karşıtı muhalefetini kısmen yumuşatıcı bir etkiye sahip olmuştur. (s.43) Avrupalılar bir din olarak İslam’ı, bir kültür ve medeniyet olarak İslam’dan kesin olarak ayırmış; birincisine şiddetle karşı çıkarken ikincisine hayranlıkla bakmış ve ondan etkilenmiştir. (s.48) Rönesans da din olarak İslam’dan nefret edecek ama kültür ve medeniyet olarak ona hayranlık duyacaktır. (s.70) Endülüs İslam’ının ürettiği ‘convivencia’ tecrübesi, çoğulculuğa dayalı, bir arada yaşama tecrübesinin en çarpıcı örneklerinden birisidir. Toledo şehrinde kilise, cami ve havralar bulunmakta, bu dinlerin mensupları özellikle felsefe ve bilim alanlarında fikir alışverişi yapmaktaydı. (s.80) Oryantalizm ne Batılıların İslam’ı ne de Müslümanların Batı’yı daha iyi anlamalarına katkı sağladı. Oryantalizm büyük oranda tek taraflı, donuk, hayatiyetten yoksun, egzotik ve geri yahut çökmekte olan bir İslam medeniyeti tasavvuru inşa etti. Oryantalizmin bu sorunlu mirası, Batı toplumlarında hakim olan İslam ve Müslüman imajını bugün de belirlemeye devam ediyor. (s.119) Özellikle 19.yy.’da Avrupa eğitim sisteminin üstünlüğünü kabul eden Osmanlı Devleti, Mısır ve İran Avrupa’ya ve özellikle Fransa’ya öğrenci göndermeye başlayacak ve bu öğrenciler İslam ülkelerindeki modernist reform hareketlerinin baş mimarları olacaklardır. Yaşadıkları kültür şokunu atlatamadan Avrupa’nın büyük bedeller ödeyerek formüle ettiği ve hayata geçirdiği fikirleri kendi ülkelerine transfer etmeye çalıştılar. Çünkü büyük sentezler yapabilecek entelektüel donanıma sahip değildiler. (s.131) Tarih boyunca din adına şiddete başvurulmuş ve bu tavır modern dönemde de devam etmiştir. Haçlı seferleri bir tarafa, yakın tarihe baktığımızda hemen bütün dünya dinleri adına şiddet ve terör eylemlerine başvurulmuş ve insanlar öldürülmüştür. (s.142) Örneklere bakarak bu dinlerin özünde terörist, militan vs. olduğunu söylemek ne kadar yanlışsa, aynı şekilde İslam dünyasındaki şiddet ve terörü İslam’ın özüyle irtibatlandırmak da o kadar hatalıdır. Fakat ‘İslamî terörizm’ mitinin uluslararası siyasette ne kadar ‘kullanışlı’ bir sermaye haline geldiğini uzun uzun izah etmeye gerek yok. (s.143) İslam dünyasında varolduğu ileri sürülen ‘anti-semitizm’ yani Yahudi düşmanlığı, bir din ya da ırkın mensuplarına duyulan nefretten çok, izlenen politikalara ve ırkçı söylemlere karşı verilen bir tepkinin sonucudur. Filistin’de öldürülen her Filistinli ve Yahudi yerleşimcilere verilen her Filistin toprağı, İsrail devletine ve onun mutlak destekçisi ABD’ye karşı büyük bir öfkenin doğmasına neden oluyor. (s.145) Batı’nın İslam algısı, aslında kendisinin aynadaki yansımasıdır. Ötekinin dışlanması üzerine kurulu ben tasavvurları, ötekiyle ilişkilerin çatışma ve savaş üzerinden yürütülmesi sonucunu doğuruyor. (s.150) Ahlâkî temellere dayanmayan bir çoğulculuk, bizi ancak kültürel anarşizme götürür. Bir arada yaşama iradesi temelde ahlakî bir duruştur. Farklı din ve kültürlerin varlığını kabul etmek de özünde ahlakî bir tutuma işaret eder. Kalıcı ve yapıcı bir diyalog, ancak böylesi evrensel, ama aynı zamanda bağlayıcı bir çerçevede mümkün olabilir. İslam-Batı ilişkilerinin bu yönünü vurgulayan Batılı ve Müslüman düşünürlere göre, İslam ve Batı medeniyetleri, aralarındaki bütün şüphe ve gerginliklere rağmen, kardeş medeniyetlerdir. İki medeniyet arasındaki uzun tarih ve mücadele, başka medeniyetler arasında yaşanmamıştır. (s.154) Dahası bu düşünürler İslam’ı, İbrahimî dinler geleneğinin bir parçası ve son halkası olarak görüyorlar. Tek Tanrı inancı ve buna dayalı ahlak sitemi, son tahlilde üç İbrahimî din arasında ortaktır. Bu dinler arasındaki teolojik farklılıklar, bir çatışma gerekçesi olmak zorunda değildir. Bu manada İslam’ın Batı’nın dinî muhayyilesinin dışında tutulması, büyük bir kayıptır. Bugün yapılması gereken, bir Yahudi-Hıristiyan-Müslüman geleneğinin sürekliliğini vurgulamak ve bu dinlere mensup insanları ortak ahlakî ve manevî değerlerde buluşmaya davet etmektir. Bu, bütün kesimlere önemli görevler yükler. Bu düşünürler, olumsuz söylemleri diyalogun önünde büyük bir engel olarak görüyorlar. ABD’nin Orta Doğu politikalarını da sert bir dille eleştiren bu düşünürler, İslam ülkelerindeki Amerikan ve Batı karşıtlığının, Müslüman toplumların tutuculuğunun değil, Batılı dış politikaların bir sonucu olduğunda ısrar ediyorlar. Kısaca İslam ve Batı arasında mutlak ve aşılamaz bir savaş yoktur. İnsanlığın elinde daha adil ve barışçıl bir dünya düzeni için pek çok imkan var. Bunun için bizden farklı olan insanlarla belli ahlakî ilkeler çerçevesinde yaşamayı öğrenmemiz gerekiyor. Ötekiyle barış içinde olabilmekse, kendimizle barışık olmamıza bağlı. (s.156) Kitabın sonuna eklenen ‘Sultan Abdülhamit, Lew Wallace ve Bir Oryantalizm Hikâyesi' de ortak iyide buluşabileceklerini gösteren çekici bir hikâye. (s.157-165)

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmalısınız...

Diğer Resimleri :
 
  Üye Giriş
E-Posta
Şifre
Yeni Üyelik
Şifremi unuttum
  Arama
Aranacak kelime
 
Hakkımızda | Şatış Şartları | İade Şartları | Teslimat |Telif Hakları | Gizlilik İlkesi | Yardım | Bize Ulaşın |Banka Hesap Numaraları
E-Yayınevimizde

kredi kartlarına taksit yapılmaktadır.
Türkiye Diyanet Vakfı Yayın Matbaacılık ve Ticaret İşletmesi
Adres : Serhat Mh. 1256. Sok. No:11 Ostim Yenimahalle / Ankara - TÜRKİYE
Tel : +90.312.354 91 31 Faks : +90.312.386 03 28 Siparişlerinizle İlgili Tel : +90.312.354 91 31 Dahili : 136 - 138 - 142 - 145
E-Posta : bilgi@diyanetvakfiyayin.com.tr  Tic.Sicil No : 48527  Mersis No : 4-6665-8232-6958886