Dizin
Kur'an-ı Kerim
İslam Ansiklopedisi
Anadolu Halk Klasikleri
İSAM Yayınları
Oku Düşün
Kaynak Eserler
Fikir Eserleri
İlmi Eserler
Tarih Kültür
Çocuk Yayınları
Cep Kitapları
Dini Edebiyat
Sanat Edebiyat
Sempozyum ve Paneller
Sesli ve Görüntülü Yayınlar
Yabancı Dil Eserleri
Din Büyükleri
Halk Kitapları
Roman
Ahlak Klasikleri
Eğitim - Öğretim
Kuramer Yayınları
İstanbul Kadı Sicilleri
  Aranan Kelimeler
 
Dizin > Dini Edebiyat
Büyük resmi görmek için tıklayınız...
Neden Müslüman Oldum? İhtida Öyküleri
Aydoğan Arı, Yusuf Karabulut


5,25 TL (KDV dahil)
7.5
  adet 


Diyanet İşleri Başkanlığı
  • Detaylı Bilgi

  • Yorumlar

  • Ek Resimler

ISBN / ISSN : 978-975-19-3847-3
Barkod No : 9789751938473
Sayfa Sayısı : 230
Dil : Türkçe
Basım Yeri ve Yılı : Ankara, 2011
Ebat : 13,5x19,5 cm
Ürün Hakkındaki Yorumlar :
Gönderen : İHSAN ÖZ Gönderme Tarihi : 21.11.2011|21:25:17 Görüş : Çok İyi
  Kitap, İslam’ı seçenler arasından 45 kişinin kendi anlatımlarıyla İslam’ı tercih nedenlerini ve ihtida öykülerini sunuyor. Müslüman olmayanlar İslam’ı nasıl tanıyorlar ya da onlara nasıl tanıtılmış? Yeni Müslüman olan bir kimse ne gibi sıkıntılar çekiyor? Müslüman olmada etkili olan sebepler nelerdir? Bu ve buna benzer sorulara cevap olabilecek bir eser hazırlayan A. Arı ve Y. Karabulut’a teşekkür eder, hayırlı çalışmalar dilerim. Batılı Müslümanların önemli bir kısmını İslamiyet’e çeken ortak asıl öğenin Kur’an’ın kendisi olduğunu görmekteyiz. Şu giriş bilgilerini sunmak istiyorum: Din değiştirme olgusu için şu sebepleri zikretmek mümkündür: İnanılan dinin tatmin edici görülmeyişi, bu dini benimseyenlerin ve din adamlarının olumsuz tutumları, bilgi ve hayat tecrübesi¬nin ilerlemesi, başka dine bağlı kişilerin olumlu davranışları ve hayatını böyle bir toplum veya çevrede sürdürme isteği, başka bir dine bağlı kimse ile evlenme, maddî çıkar sağlama, dinî telkinlerden etkilenme, şok bir etkiye maruz kalma vb. İhtida bir anlamda kişinin yeni bir dini kabul edişi değil eski dinine dönüşüdür, çünkü İslam'a göre insan fıtrat dini (İslam) üzere doğar. Anne ile baba çocuğun bu tabii halini korumakla görevlidir. İslamiyet'in bu anlayışı, insanın doğuştan Allah'ı tanıma kabiliyetine sahip olduğuna işaret eder. Buna göre ihtida eden kimse fıtratını hatırlamış ve ona dönmüştür. Kur'an’da, Allah'la insanlar arasında yaratılışları döneminde yapıldığı ifade edilen sözleşme ve her doğan çocuğun fıtrat üzere dünyaya geldiğini, fakat ebeveyninin onu Yahudi, Hıristiyan veya Mecusî yaptığını bildiren hadis de bu gerçeği vurgular. Bundan dolayı Batılı mühtedilerden birçoğu, din değiştirener için kullanılan ‘convert’ (dönme) ye¬rine ‘revert’ (geri dönen) kelimesini tercih etmiştir. İslamiyet bugün de dünyanın en hızlı yayılan dini olma özelliğini korumakta, hızla taraftar bulmaktadır. Batılılar arasında da geçmiş dönemlere göre daha fazla ilgi çekmektedir. Mühtedilerin İslamiyet'ten önceki hayatları incelendiğinde ortaya çıkan bir gerçek de boşanma, anne ve babadan ayrı büyüme yahut önemli bir hastalık geçirme gibi ruhî sarsıntılara sebep olan travmatik bir tecrübe yaşaması ve neticede yaşantısını yeniden değerlendirerek hayatın anlamını sorgulanmasıdır. Teslis inancının karmaşıklığı, Hz. İsa'nın insanların günahlarına kefaret olarak ölmesi, kişinin doğuştan günahkar olması, kilisenin tanrı-insan ilişkilerinde aracılıkta bulunması gibi konular mühtedilerin kabullenmekte zorluk çektiği doktrinlerdir. Buna karşılık İslam'ın ortaya koyduğu açık inanç esasları, ahlak sistemi, kardeşlik anlayışı, hayatın her yönünü kapsayan ve dünya-ahiret dengesini kuran yaşantı biçimi mühtedilerin bu dini seçmesinde etkili olmuştur. (İslam Ans, 21/554) Konuya böyle bir girişten sonra kitaptan alıntılarla baş başa bırakıyorum: Artık orduların değil, imajların savaştığı bir çağda yaşıyoruz. Bu savaşı en fazla kaybedenlerin arasında ise maalesef biz Müslümanlar varız. Küreselliği her geçen gün daha fazla hissettiğimiz bir dünyada, başkalarının bizler daha gerçek halimizle tanıyacağını hayal ederken, negatif imajlar bir heyula gibi peşimizi bırakmıyor. Batı ve Kur’an. Bugün yan yana gelmesi pek muhtemel görünmeyen iki kavram gibi duruyor karşımızda. Ama gerçekte durum farklı. Tüm olumsuzluklara, tüm negatif yüklemelere rağmen bugün Batı’da Müslüman olan, kendisine ‘mühtedi’ sıfatını layık gören insanların sayısı geçmişe göre hiç de az değil. İhtida eden bu insanları İslamiyet’e sürükleyen en önemli etken ise Kur’an-ı Kerim. Kurumsal dinin, daha açıkçası Kilise’nin artık insanoğlunun gayr-i insani isteklerine fetva çıkarmasından istiğna eden Batılı insanlar için belki biz Müslümanlardan çok daha fazla anlam taşıyan bir kitap Kur’an-ı Kerim. (Ali Köse) (s.8) MUHAMMED: “Eğer Hıristiyan geleneğinde yetişmişseniz, hiçbir alternatifiniz yoktur. İncil’i okuduğunuzda bazı şeyler size tuhaf gelebilir; fakat her şeyi sembolik olarak algılamaya alıştırıldığınız için yolunuza devam edersiniz; ama buna rağmen kalbinizde inancın ve Tanrı’nın gerçek olduğuna inanmanız gerektiği size sürekli empoze edilmiştir. İncil’i anlayabilmenin tek yolunun onu peşinen kabul etmek olduğu, onun ancak sembolik olarak anlaşılabileceği teziyle beyniniz yıkanmıştır. Bu arada fark ettiğim bir şey daha oldu. Kur’an’da bir problemle karşılaştığınız zaman, daha sonra onun karşılığını buluyorsunuz. Fakat aynı tekniği Luka İncili’ne yorum yazarken kullandığımda, yani bir problemle karşılaşıp onun cevabını aradığımda, daha başka problemlerle karşılaşıyordum. (s.21) HAMZA: “Benim yaşadığım toplumda yetişen insanlar için İslam, Araplara ait bir din gibi görünür. Bazı insanlar, sadece Arapların Müslüman ve Müslümanlığın Hinduizm gibi bir din olduğunu sanıyorlar. Müslümanlık hakkında hiçbir fikirleri yok. Onlar Müslümanların başka bir dünyanın insanları olduğunu düşünüyorlar. Müslümanlar ‘Allahuekber’ dediklerinde bunun anlamını bilmiyorlar ve saçma bir şey olduğuna inanıyorlar. Bu sözün ‘Tanrı yücedir’ demek olduğunu bilmiyorlar. (23) MARGARET: “Müslüman olmam uzun süreli bir gelişmeydi. Düzenli olarak ibadet etmeye başlamak zaman aldı. Eşarp takarak kapanmaya karar vermem de Müslüman olduktan altı yıl sonra oldu. Bu süre boyunca Müslümanlar bana çok yardımcı oldular. Annem bana çok kızdı ve iki yıl boyunca benimle hiç konuşmadı. Kayınvalidem durumu kabullendi; ancak bu konuda kimseyle konuşmamamı söyledi. İnsanlar genelde benim Arap olabileceğimi düşünerek nereli olduğumu soruyorlar. Oxford şehrindeyken İslam’a göre giyinmiş bir şekilde alışveriş yaparken orada biri bana ‘yürüyen perde’ diye bir ithamda bulundu. (s.32) MUHAMMED İSA: “Ben genel olarak Doğu dinleriyle, özellikle de Budizm’le ilgileniyordum. Budizm hakkında çok şeyler okumuş ve kısa bir süre meditasyon kurslarına katılmıştım. Bence istenildiği gibi düzenli olarak meditasyon yapmak Batılı insanlar için çok zordur. Zihni boşaltabilmek kolay bir iş değildir. Meditasyon eğer yapabilirsen zihne konsantre olup düşüncelerden uzaklaşmayı sağlar. Fakat benim şimdi bir Müslüman olarak yaptığım zikirler daha farklı bir şey. Kolayca konsantre olabiliyorsun. Budizm’de bu çok daha zor. Ben aynı zamanda Hinduizm ile de ilgilendim. Hem Budizm hem de Hinduizm beni etkiledi; ancak tatmin etmedi. Hiçbir insanları tatmin eden yollar değildi. Ama İslam mükemmel bir yol; insana hayatını nasıl idame ettireceğini, kendisini nasıl temizleyebileceğini vs. öğretiyor. Neden bu dünyaya geldiğimiz ve nasıl yaşamamız gerektiği sorusunun cevabını İslam’da bulabilirsiniz. Din değiştirme tabirinden hoşlanmıyorum. Ama eğer bu, nereden geldiğimizi ve nereye gideceğimizi hatırlamamız demekse bunu anlayabilirim. Çünkü biz Allah’tan geldik ve yine Allah’a döneceğiz. Tasavvuf beni çok mutlu ediyor. Herkesin tasavvufi bir düşünceye sahip olması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü hiç kimse otokontrole ya da kendine hükmetme yeteneğine sahip değil. İslam’ın ve gerçek tasavvufun asıl öğrettiği şey de işte budur. (s.45) FUAT: “Sana ne oldu? Bu genellikle, İslam’ı kabul etmemden sonra çevremdekilerden bana gösterdikleri ilk tepki ve sordukları ilk soruydu. Doğrusu onları çok da suçlayamam. Çünkü din değiştirmesi muhtemel en son kişi bendim. Kiliseden dışarı çıkmayan bir papazdım. Hıristiyanlığa dair en katı değerlere sahip kişiyi sorsalar, sanırım beni gösterirlerdi. İçime huzur dolduğu o günden bu güne İslam’ı kabul ettiğim için hiç pişmanlık duymadım. Bu karar aniden ve kolay verilmedi. O sıralar iki dini okulda çalıştığım için işimden kovulmuştum. Çevremdekilerden kabul görmemiş, eşimin ailesince reddedilmiştim ve çocuklarım tarafından yanlış anlaşılmıştım. Kendi ülkemde, kendi devletim bana şüpheli gözlerle bakıyordu. Eğer şeytani güçlere karşı beni ayakta tutan inancım olmasaydı, bunların hiçbirine katlanamazdım. Allah’a şükürler olsun ki Müslümanım, Müslüman olarak yaşayacağım ve Müslüman öleceğim.” (s.49) YUSUF ALİ: “Müslümanlarla ilk yüz yüze gelişim ticari bir anlaşma dolayısıyla oldu. Onların samimiyeti ve misafirperverliği kalbimi fethetti. Onların içten ‘Allah’ deyişi, inşallah, elhamdülillah gibi sözleri ilgimi çekti. Bu sözleri duyana kadar, böylesi içten ve güçlü iman sahibi insanlarla karşılaşmamıştım. Onların inceliği, cömertliği ve doğal heyecanı Müslüman olmamın önemli sebepleriydi. Onlar gibi olmak istedim. Müslümanlar bir gayrimüslim yanında nasıl olunması gerektiğini bilmek zorundadırlar. Çünkü ‘Davranışlar sözlerden daha yüksek seslerdir’ sözü oldukça önemlidir. Bu, İslam’ın niçin cazibeli olduğunu ve benim de niçin bu cazibeye kapıldığımı açıklamaktadır. (s.51) DOROTHY: “İslam dininin benim için en çekici tarafı her şeyden önce insanlar arasındaki samimiyeti tesis etmesidir. İslam dininde beni hoşnut eden en önemli şey, beni bazı amaçlar doğrultusunda yönlendirmesidir. Şimdiyle kıyasladığımda daha önceki hayatımda hiçbir amacımın olmadığını görüyorum. Bu, İslam’ın en büyük farklılıklarından biridir. (s.86) BRİAN: “Diyebilirim ki insanlar geri dönüp yaşantılarına bakarlarsa Allah’ın gösterdiği yolun doğru olduğunu ve yaptığımız, yaşadığımız her şeyin sonunda bizi İslam’a götürdüğünü anlayacaklardır. Din değiştirme, yaşadıklarımı anlatmak için iyi bir tanımlama değil. Ben sadece içimde var olan inancımı keşfettim, sadece yanlış uyguladığım bir iki davranışımı değiştirdim. Bu yüzden yaşadığım şeyleri Müslüman olmayan insanlara anlatırken, ‘Hıristiyanlıktan Müslümanlığa yükseldim’ diye ifade ediyorum.” (s.91) HALİL: “Batı toplumunun gidişatı hakkında iyi şeyler hissetmiyordum. Bunun bir örneği yaşlılara davranış şekliydi. Bu nedenle İslam ülkelerinde yaşlılara gösterilen hürmetten, yaşlı ve hasta bir insanın bakımını topluma bırakmak yerine bakım sorumluluğunu kendi ailesinin üstlenmesinden çok etkilendim. Yani bu benim İslam’ı kabul etmemde önemli bir rol oynadı. Sanırım Hıristiyanlığın en büyük zayıflığı, topluma uyabilmek için kurallarını değiştirmiş olmasıdır. (s.106) CEMİLE: “Eğer bana, ‘Ne zaman Müslüman oldun?’ diye sorarsanız; Ben doğduğumda Müslüman’dım, ama farkında değilmişim. Aslında hepimiz İslam fıtratı üzerine doğuyoruz; ancak birçoğumuz sonraları bunu hatırlamıyoruz, başka inanç ve dinlerin içerisinde kendimizi kaybediyoruz. Ben de dehşetin içerisinde kaybolanlardanım. Fakat Allah’a şükrediyorum ki, ıstırabımı duydu ve beni çektiğim acının içerisinden çıkardı elhamdülillah.” (s.151) HÜDA: “Geriye dönüp baktığımda hayatımın nasıl değiştiğini ve Allah’ın planındaki yerimi görmek bana çok ilginç geliyor. Bunları düşündüğümde beni bu güne getiren Allah’a şükrediyor ve sübhanallah diyorum. Bazen de Müslüman olarak doğmadığım ve hayatımın tamamını Müslüman olarak geçiremediğim için üzülüyorum. Müslüman olarak doğmuş olanları takdir ediyorum; ancak bunu kıymetini bilmeyenleri gördükçe hayıflanıyor ve onlara Allah’tan bağışlanma diliyorum.” (s.166) YUSUF İSLAM: “1975 yılında ağabeyim Kudüs şehrini ziyarete gidip Londra’ya döndüğünde bana Kur’an’ın aslıyla İngilizce tercümesini ihtiva eden bir kitap hediye etti. Kur’an’ı okudum ve aradığımın bu din olduğunu anladım. Rotasız gemi gibiydim. Kur’an’ı okuduğum zaman, beni öyle bir hal bürüdü ki, sanki o benim için var edilmişti, ben de onun için yaratılmıştım. Okyanusunu bulmuş bir ırmak gibiydim. Hiçbir zaman eski hayatımı özlemedim. Çünkü ben, Rabbimin muhabbetine kavuştuğum için mutluyum. Bir güzel söz vardır: ‘Hayat, ekmek gibi güzel kokuludur; ama onu yemek, kokusu kadar güzel değildir’ der. Hayattaki uzun tecrübelerim sonucu vardığım nokta budur. En güzel şeyin, insanın kendi halinde ve ‘yaratıcı’sıyla ilişkisinden memnuniyeti olduğuna inanıyorum. Bir insan için Allah’a yakın olmak, Müslüman ve Saliha bir eşle mutlu bir aile içinde yaşamaktan daha güzel bir şey olamaz. (s.200)

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmalısınız...

 
  Üye Giriş
E-Posta
Şifre
Yeni Üyelik
Şifremi unuttum
  Arama
Aranacak kelime
 
Hakkımızda | Şatış Şartları | İade Şartları | Teslimat |Telif Hakları | Gizlilik İlkesi | Yardım | Bize Ulaşın |Banka Hesap Numaraları
E-Yayınevimizde

kredi kartlarına taksit yapılmaktadır.
Türkiye Diyanet Vakfı Yayın Matbaacılık ve Ticaret İşletmesi
Adres : Serhat Mh. 1256. Sok. No:11 Ostim Yenimahalle / Ankara - TÜRKİYE
Tel : +90.312.354 91 31 Faks : +90.312.386 03 28 Siparişlerinizle İlgili Tel : +90.312.354 91 31 Dahili : 136 - 138 - 142 - 145
E-Posta : bilgi@diyanetvakfiyayin.com.tr  Tic.Sicil No : 48527  Mersis No : 4-6665-8232-6958886