Dizin
Kur'an-ı Kerim
İslam Ansiklopedisi
Anadolu Halk Klasikleri
İSAM Yayınları
Oku Düşün
Kaynak Eserler
Fikir Eserleri
İlmi Eserler
Tarih Kültür
Çocuk Yayınları
Cep Kitapları
Dini Edebiyat
Sanat Edebiyat
Sempozyum ve Paneller
Sesli ve Görüntülü Yayınlar
Yabancı Dil Eserleri
Din Büyükleri
Halk Kitapları
Roman
Ahlak Klasikleri
Eğitim - Öğretim
Kuramer Yayınları
İstanbul Kadı Sicilleri
  Aranan Kelimeler
 
Dizin > Kaynak Eserler
Büyük resmi görmek için tıklayınız...
Sünnetin Işığında Tebliğ ve Davet
Fikret Karaman


3,50 TL (KDV dahil)
5
  adet 


Diyanet İşleri Başkanlığı
  • Detaylı Bilgi

  • Yorumlar

  • Ek Resimler

ISBN / ISSN : 978-975-19-4062-9
Barkod No : 9789751940629
Sayfa Sayısı : 280
Dil : Türkçe
Basım Yeri ve Yılı : Ankara, 2010
Ebat : 14x19,5x1,5 cm
Ürün Hakkındaki Yorumlar :
Gönderen : İHSAN ÖZ Gönderme Tarihi : 08.03.2011|11:52:58 Görüş : İyi
  Kitap, giriş ve dört bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde Hz. Muhammed’in tebliğinde Usul ve İman esasları başlığı altında; a.Risalet süreci bağlamında iman esaslarının tebliği ve tarihi konusu içinde ulu’l-azm peygamberler tebliğ ve tevhit mücadelesi işlenmiştir. b.Peygamberlerin Davet ve Tebliğindeki Ortak Özellikler şu maddelerle izah edilmiş: 1.Peygamberlerin tebliği Rabbanidir 2.Davet ve tebliğin Allah’ın emri oluşu ve karşılıksız yapılması 3.İbadet sadece Allah’a yapılır 4.Tebliğde kolaylık esastır 5.Tebliğde amaç ve hedef açıktır 6.Ahireti dünyaya tercih etmek 7.Gayba iman esastır. c.İslam’dan önceki Arap yarımadasının durumu gözler önüne serilmiştir. İlk bölümde, Tebliğ, davet, nasihat, irşad ve nübüvvet kavramları izah edilerek tebliğin önemi ve hükmü konuları işlenmeye çalışılmıştır. İkinci bölümde, Hz. Muhammed (sas)’in Devrindeki Tebliği başlığı içinde; Hz. Peygamber’in nübüvvetten önceki yaşantısı ve ilk vahiy, Tebliğ imanla başlar başlığı içinde imanın altı esası, Hz. Peygamber’in iman prensiplerini tebliğ ederken önemle üzerinde durduğu hususlar ve hareket tarzı, Hz. Peygamber’in Medinelilere tebliğ ve Akabe biatları, Hz. Peygamber’in mucize göstermek suretiyle tebliğde bulunması, Mucize ile tebliğ karşısında insanların durumu ve mucize çeşitleri, Hicretin tebliğ açısından önemi konuları işlenmiştir. Üçüncü bölümde Hz. Muhammed’in Medine’deki tebliğ çalışmaları başlığı altında; tebliğin plan ve programına esas teşkil eden çalışmalar, Hz. Peygamber’in mübelliğ ve mürşid yetiştirmesi (Heyet halinde yapılan tebliğler ve Ferdi olarak görevlendirilen mübelliğ ve mürşitler), Yabancı Devlet başkanlarına yazılan davet ve tebliğ mektupları, İslamî tebliğde zor ve baskı kullanıldı mı? Hz. Muhammed’in Evrensel tebliği Veda hutbesiyle kemale ermiştir, konularına yer verilmiştir. Dördüncü/son bölümde İslamî Tebliğde Usul ve Mübelliğde Aranan Nitelikler başlığı içerisinde; Hz. Muhammed’in tebliğ usulü ve mübelliğ için görülen başlıca usul ve prensipler şöyle sayılmıştır: 1.Güzel ahlak 2.Telkin ve yönlendirme 3.Af ve bağışlama 4.Kıssa ve örnek gösterme 5.Dualarla yalvarma 6. Özlü ve güzel konuşma 7.İyiliği emir, kötülükten sakındırma 8.Müjdelemek ve kolayı tercih etmek 9.Sabır ve sıkıntılara tahammül 10.Örnek yaşayış (ya da İstişare ve tevekkül) ve Hz. Peygamber’in tebliğcide bulunmasını öngördüğü nitelikler ve Tebliğ vasıtaları ile konu bir sonuç bölümü ile konu özetlenerek tamamlanmıştır. Kitabı bize sunan Sayın Fikret Karaman Hocamıza teşekkür ederek, altı çizilen su pasajlar ile konuyu bitirelim: Açıklamalar gösteriyor ki, davet ve tebliğin tarihi, insanlığın tarihi ile aynıdır. (s.18) “Kur’an’ın delilleri herkesin kendisinden yararlandığı gıda gibidir. Kelamcıların delilleri ise bazı insanlara yararlı fakat bir kısmına da dokunan ilaç gibidir. Kur’an’ın delilleri insana süt ve su gibi yararlıdır. Bu, küçük çocuktan yetişkin insana kadar herkes için geçerlidir. Bu iki kaynağın dışındaki deliller ise, bir defaya mahsus olmak üzere yenilen yemekler gibidir. Bazıları bundan yararlanır, bazılarına da hastalık verebilir. Çocuklara ise genelde zararlıdır.” (İmam Gazali) (s.38) Tebliğ, her Peygamberin kavmiyle buluşma, tanışma ve anlaşma vasıtasıdır. (s.50) Davet; insanların Allah’a, Peygamberlerin haber verdiğini tasdik etmeye ve emirlerine itaat etmeye çağırmaktır. Bu durumda davet; hem kelime-i tevhidi hem de kelime-i şehadeti içine almaktadır. Namaz kılmak, zekat vermek, oruç tutmak, hacca gitmek, Allah’a meleklere, kitaplara, Peygamberlere, kaza, kader ve öldükten sonra dirilmeye iman etmek gibi.” (İbn Teymiyye) (s.54) Allah’ın emirlerini ve yasaklarını insanlara tebliğ ederek, onların hidayetine yardımcı olmak en hayırlı işlerden biridir. Çünkü bu görev, öncelikle Peygamberlerin ve onların yolundan gidenlerin yerine getirdikleri şerefli bir görevdir.(s.58) “Akıl doğru bir terazidir. Bu teraziye vurulan hükümlerde yanlışlık yoktur. Tartılan her şeyi doğru ölçer. Ancak şu kadar var ki, akıl terazisi; tevhit, ahiret, nübüvvet gerçeği, ilahi sıfatlar ile bunların özünde ve ötesinde bulunan şeyleri ölçüp tartamaz. Bunun örneği kuyumcunun elindeki altın tartan terazi gibidir. Bunu gören biri, aynı terazi dağı tartmaya kalkarsa, terazi o dağı çekmez. Bu, o terazinin yanlış olduğunu göstermez. Akıl da zikredilen bu konular hakkında aciz ve yetersiz kalıyorsa onun hatalı olmasını gerektirmez. Fakat söz konusu durumlar onun yetkisi dışında olduğu için onları kuşatmasına ve onlar hakkında her şeyi bilmesine gücü yetmemektedir.” (İbn Haldun) (s.75) “İnsanların Peygamberler ihtiyacı, doktorlara olan ihtiyaç gibidir. Şu kadar ki tıbbın doğruluğu tecrübe ile Peygamberlerin doğruluğu mucize bilinir.” (İmam Gazali) (s.84) Eyyüb (as)’ın hastalığı da cilt altında meydana gelen bir çeşit sızıdan ibaret olup, nefreti gerektirecek derecede değildi. Bu konuda anlatılan hikayelerin aslı yoktur. (s.87) Hz. Muhammed’in Ebu Kasım ve Ebu İbrahim gibi künyeleri; ayrıca çok övülen anlamında Ahmed, Allah’ın kendisi sebebiyle küfrü yok ettiğinde Mahi, ondan sonra peygamber gelmeyeceğinden Akib, bütün insanlar onun huzurunda haşrolacakları için Haşir, Rahmet Peygamberi, Tevbe Peygamberi, Fatih, Taha, Yasin ve Hatemü’n-Nebiyyîn gibi isimleri de vardır. (s.99) Gerek ayet, gerekse hadislerden anlaşıldığına göre Resulullah’ın birbirlerine kardeş ilan ettiği müminler arasında dört sorumluluk vardır: İlahi hak, zati hak, aile ve komşu hakkıdır. (s.172) Esasen İslam, her zaman birlik, beraberlik, cemaat ve teşkilatlanmış bir toplumdan yanadır. Çünkü kuvvet dengesi, insan unsuru ile kaimdir. Bu da siyasi ve merkezi bir teşkilata sahip topluluğun gücüne baplıdır. Söz konusu gücün sağlanması için, kanun ve kaideler altında toplanıp birleşen fertlerin meydana getirdiği devlet disiplini ile mümkün olabilir. (s.172) Her devirde, soğuk harp silahı olan tebliğ ve propagandaya başvurulmuştur. “Hakkı tavsiye ve tebliğ uğruna” gerekli usul ve vasıtaları kullanmaktan çekinmek, cepheyi düşmana bırakmak demektir. Bu saflık ve ihmal ise dinimizde asla caiz değildir. (s.217) “İyilerin çoğunlukla bulunduğu bir toplumda bir grup, yasak olan işleri yapsa ve iyiler de mani olmasalar, Allah onların hepsine birden bir bela verir, üstelik onları da bu beladan kurtarmaz.” (Hz. Ebu Bekir) (s.241) “Kötüleriniz size musallat olmadan önce iyiliği emredip kötülüğe mani olunuz, sonra iyileriniz onlara beddua ederler, fakat bedduaları da kabul olmaz.” (Hz. Osman) (s.242) “Şu üç haslete sahip olmayanların iyiliği emretmeleri ve kötülükten alıkoymaları doğru değildir. Bunun için; 1.Yapılması veya yapılmamasını istediği şeylerin sebebini ve mahiyetini çok iyi bilme, 2.Yine emrettiği yahut önlemeye çalıştığı konularda şefkatli ve merhametli olma 3.Emrettiği veya yasakladığı konularda tam adaletli olma. (Süfyan-ı Sevri) (s.244) “İlmiyle amel etmeyen alimin vaazı, yağmur damlasının mermerden kaydığı gibi gönüllerden kayar gider.” (Malik b. Dinar) (s.250) Allah yoluna davette bulunan bir kimse için kuvvet ve şecaat sıfatı, kendisine olan güveni, itimadı ve cesareti sağlaması bakımından çok önemlidir. Hakkı açıklama uğruna gayret gösteren insan önüne çıkabilecek engelleri, sıkıntıları aşmada, kendini cesur ve kuvvetli hissetmesidir. Şayet davetçi korkak ve ürkek olursa, kötülükleri değiştiremez. Haksızlıklarla mücadele edemez. Diğer müminlere de beklenen desteği veremez. Mesleğinde başarılı ve tecrübeli bir hekim, hastasına teşhis koyduktan sonra acımak ve ıstırap çekmek pahasına da olsa tedaviye cesaretle başlamak zorundadır. Tıpkı hekim gibi tebliğci de gördüğü yanlışı ve hatayı düzeltmek için bütün çarelere başvurmalıdır. Bu yolda kendinden emin bir şekilde cesurca hareket etmelidir. (s.258) SONUÇ: İnsanlara iman esaslarının tebliği, ilk Peygamber Hz. Adem ile birlikte başlamıştır. Daha sonra gönderilen her Peygamber aynı yolu izlemiş ve kendi kavmini, Allah’ın emrettiği itikadi konulara inanmaya davet ederek tebliğ görevini yağmıştır. İman esasları başta olmak üzere bütün Peygamberlerin tebliğlerinde ortak özellikler ve benzerlikler vardır. Bunlar; tebliğin amacının açık olması, vahye dayanması, sadece Allah’ın emri olduğu için karşılıksız yapılması, baskı kullanılmaması, ahiret ve gabya inanmaya önem verilmesiyle insanları dünya ve ahiret mutluluğuna kavuşturmanın hedef alınması gibi prensiplerdir. Diğer Peygamberlerden farklı olarak Hz. Muhammed’in tebliği sürekli ve evrenseldir. Onun insanlığa tebliğ ettiği Kur’an, hem Allah’ın kelamı hem de sürekli ve evrensel bir mesaj niteliğini taşımaktadır. Toplumu hakka çağırma, iyiliğe ve doğruluğa yönlendirme sorumluluğu öncelikle Peygamberlere verilmiştir. Onlar bu yükümlülüğü gerçekleştirmek için; ‘Tebliğ’de bulunmak suretiyle ümmetlerini iman ve irşada çağırmışlardır. Fakat insanları inanmaya teşvik, telkin ve yönlendirme sadece Peygamberlerin şahsı ve onlarsın hayatı ile sınırlı değildir. Müslümanlar hangi devirde ve nerede olursa olsun tebliğ, irşat ve nasihat görevini yerine getirmek zorundadırlar. Bu husus; bazı itikadi mezheplerle bazı İslam bilgilerine göre vacip, diğerlerine göre vacib-i kifayedir. Hiç kimse tebliğin ehemmiyeti ve zorunlu dini hizmetler arasında yer aldığı hususunda şüpheye düşmemiştir. (s.268) Hz. Muhammed, tebliğ ve hakkı tavsiye etmeyi tesadüfe bırakmamış, aksine yaşadığı çağın ve toplumun psikolojik ve sosyolojik niteliklerini dikkate almıştır. Hz. Muhammed tebliğinin her safhasında ‘Tevhit akidesi’ üzerinde durmuştur. Tevhit akidesinin ürünü olan iman esaslarının gönüllere yerleşip kişinin ve toplumun hayatına yansıması için namaz, zekat, oruç ve hac gibi ibadetlerle desteklemiştir. Daha sonra iman ve amelin ziyneti ve süsü durumunda olan, örnek ahlak, insanları telkin ve yönlendirme, af ve bağışlama, kıssa ve örnek gösterme, dua özlü ve güzel konuşma, iyiliği emir ve kötülüklerden alıkoyma, müjdeleme ve kolayı tercih etme, sabır ve sıkıntılara katlanma gibi prensiplerle “İslam’ın bir hayat nizamı” olarak yaşanmasına gerekli aktiviteyi sağlamıştır. Artık başta Allah’ın yardımı olmak üzere onun azim, gayret, tedbir, tevekkül, ısrar ve sürekli çalışması sonucunda ilahi tebliğ hedefine ulaşmıştır. Çünkü O, alemlere rahmet olarak gönderildi. Din ve tebliğ onun şahsında kemale erdi. Allah, din olarak İslam’ı beğendi. Böylece insanlara verilen nimet tamamlandı.(s.270)

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmalısınız...

 
  Üye Giriş
E-Posta
Şifre
Yeni Üyelik
Şifremi unuttum
  Arama
Aranacak kelime
 
Hakkımızda | Şatış Şartları | İade Şartları | Teslimat |Telif Hakları | Gizlilik İlkesi | Yardım | Bize Ulaşın |Banka Hesap Numaraları
E-Yayınevimizde

kredi kartlarına taksit yapılmaktadır.
Türkiye Diyanet Vakfı Yayın Matbaacılık ve Ticaret İşletmesi
Adres : Serhat Mh. 1256. Sok. No:11 Ostim Yenimahalle / Ankara - TÜRKİYE
Tel : +90.312.354 91 31 Faks : +90.312.386 03 28 Siparişlerinizle İlgili Tel : +90.312.354 91 31 Dahili : 136 - 138 - 142 - 145
E-Posta : bilgi@diyanetvakfiyayin.com.tr  Tic.Sicil No : 48527  Mersis No : 4-6665-8232-6958886