Dizin
Kur'an-ı Kerim
İslam Ansiklopedisi
Anadolu Halk Klasikleri
İSAM Yayınları
Oku Düşün
Kaynak Eserler
Fikir Eserleri
İlmi Eserler
Tarih Kültür
Çocuk Yayınları
Cep Kitapları
Dini Edebiyat
Sanat Edebiyat
Sempozyum ve Paneller
Sesli ve Görüntülü Yayınlar
Yabancı Dil Eserleri
Din Büyükleri
Halk Kitapları
Roman
Ahlak Klasikleri
Eğitim - Öğretim
Kuramer Yayınları
İstanbul Kadı Sicilleri
  Aranan Kelimeler
 
Dizin > Cep Kitapları
Büyük resmi görmek için tıklayınız...
Hucurat Suresinin Meal ve Tefsiri
Lütfi Doğan


1,75 TL (KDV dahil)
2.5



Diyanet İşleri Başkanlığı
  • Detaylı Bilgi

  • Yorumlar

  • Ek Resimler

Hucurat Suresi, Kur'an-ı kerim'in kırk dokuzuncu suresidir. Medine Döneminde nazil olmuştur. On sekiz ayettir. Hucurat Suresi, bütün sureler gibi çok vecizdir. Lafızları az ve özdür. Lakin manalar çok engindir. Bu sure-i celile, daima yeni ve her zaman ve mekanda en üstün değerde olan edep ve terbiyeye ati; uyulması gerekli esasları kapsamakta; en üstün, en insani ve evrensel medeniyet kaidelerini, prensiplerini bütün müminlere öğretmektedir. "Hucurat"tan maksat ise Resul-i Ekrem (s.a.s.) Efendimizin, aile efradıyla birlikte ikamet ettikleri odaları, saadet haneleridir.
ISBN / ISSN : 978-975-19-4885-4
Barkod No : 9789751948854
Sayfa Sayısı : 128
Dil : Türkçe
Basım Yeri ve Yılı : Ankara, 2010
Ebat : 10,5x18.5x1 cm
Ürün Hakkındaki Yorumlar :
Gönderen : İHSAN ÖZ Gönderme Tarihi : 09.04.2012|15:55:17 Görüş : Çok İyi
  10. Diyanet İşleri Başkanı olan Kıymetli Lütfi Doğan Hocamızın kendisi küçük ama içeriği dopdolu bir çalışması ile karşı karşıyayız. Hocamıza hayırlı çalışmalar diliyoruz. Sure ile ilgili şu bilgileri öncelikle ifade edelim: Resûl-i Ekrem, yalnızca vahyin tebliğiyle değil aynı zamanda onun müslümanların hayatında uygulanıp topluma mal edilmesiyle de görevliydi. İşte Hucurat Sûresi daha çok Hz. Peygamber'in ahlâk alanındaki eğitimcilik göreviyle ilgili bir sûredir. Hucurât sûresi İslâmî edep ve ahlâkın önemli ilkelerini belirleyen bir sûredir. Bu kısa sûrede “Ey iman edenler” hitabı beş defa tekrarlanır. Başından sonuna kadar umuma hitap eden ifade tarzıyla Hucurât sûresi toplumların hukuk ve ahlâk ilkelerine dayanması gereğini vurgulamaktadır. (İA, 18/279) Surenin görünürdeki ismi her ne kadar Hucurat ise de, surenin görünmez ismi esasen âdab-ı muaşeret suresidir. (Kur’an Surelerinin Kimliği, M. İslamoğlu, s.324 1.bs) Kitaptan alıntılar şöyle: Kur’an’ı okumak, ibadet olduğu gibi okuduğunu anlamak ve anlamaya çalışmak da hem ilim, hem zikir ve hem de en güzel ibadettir. Çünkü Kur’an Allah kelamıdır. Kur’an-ı Kerim’in hemen her suresi insanlığa mutluluk kazandıracak hükümleri, öğütleri ve prensipleri bildirir; bütün müminlere bu hayat verici esaslara uygun ve tertemiz bir hayat yaşamalarını telkin buyurur. Hucurat Suresi de bu esasları, müminlere ve bütün insanlara beyan eden surelerdendir. (s.5) Hucurat Suresi, Kur'an-ı Kerim'in kırk dokuzuncu suresidir. Medine Döneminde nazil olmuştur. On sekiz ayettir. Hucurat Suresi, bütün sureler gibi çok vecizdir. Lafızları az ve özdür. Lakin manalar çok engindir. Bu sure-i celile, daima yeni ve her zaman ve mekanda en üstün değerde olan edep ve terbiyeye ati; uyulması gerekli esasları kapsamakta; en üstün, en insani ve evrensel medeniyet kaidelerini, prensiplerini bütün müminlere öğretmektedir. "Hucurat"tan maksat ise Resul-i Ekrem (s.a.s.) Efendimizin, aile efradıyla birlikte ikamet ettikleri odaları, saadet haneleridir. “Ey İman edenler!” Bu nidadan sonra gelecek hükümler çok önemlidir;en büyük ölçüde ve en yüksek derecede dikkat ve itina ile dinlenilmesi gereklidir; bildirilen hükümleri dinleyip anladıktan sonra da o hükümlere riayet edip yerine getirilmeleri müminler için zorunludur. (s.22) Ragıp el-İsfahanî şöyle demiştir: “Allah Teala’nın mükemmel kulları melekler, sözleri ile Allah Teala’nın sözü, emri önüne geçmezler. Onlar bu itaatleri ile Cenab-ı Hak tarafından övülmüşlerdir. Ey müminler siz de meleklerin yaptığı gibi yapın; Allah’ın ve Resulünün huzurunda öne geçmeyin ki sizler de Rabbinizin övgüsüne mazhar olasınız.” (s.31) Her şeyi bilen Allah Teala, müminlerin kalplerini her iyiliğin başı olan takvaya hazırladı, çünkü Allah Teala müminleri bir kısım mihnet ve zorluklardan geçirerek, onların gönüllerini takvanın mahalli (yeri) kıldı. Altın, som (katıksız) duruma getirmek için ateşte eritildiği gibi müminler de meşakkatlerden, zorluklardan geçirilmek suretiyle onların kalpleri halis takvaya hazırlanmıştır. (s.37) Abdullah b. Mes’ud (ra): “Bela(musibet), sözlere bağlıdır” der. Yani insan başkalarını ayıplamaktan, kınamaktan uzak kalmalıdır, çünkü kınayan kimse de bir gün kınadığı şeylere maruz kalabilir, kınadığı şeyler onun da başına gelebilir. Bu cümle Resul-i Ekrem (sas) Efendimizden hadis olarak da rivayet edilmiştir. (Kenzü’l-Ummal, I/141, Hadis No:673) (s.64) Tevbe, Allah Teala’nın biz kullarına bir ihsanı ve bir ikramıdır. Allah (cc) günahlardan, hatalardan dönmemizi, tevbe etmemizi biz insanlara kolaylaştırdı. Bu rahmet kapısını bütün kulları için açık kıldı.(s.67) “İyi insanların yaptığı güzel amelleri Allah’a mukarrebun (manen çok yakın)olan kimseler, kendileri için günah sayarlar.” (s.72) (Ebrârın hasenâtı, mukarreblerin seyyiâtı olmuştur. Çünkü, ebrârın hasenâtı, bir bakımdan hasenâttır. Başka bakımdan seyyiât olur. Mukarreblerin hasenâtı ise, her bakımdan hasenâttır. Yâni iyiliktir.) İyi hal sahibi kimselere, iyilikleriyle bilinen insanlara, ‘mesturu’l-hâl’ (durumu bilinmeyen) ve bütün müminlere daima ‘hüsn-i zan’ da bulunmak gereklidir. Bu vasıftaki insanlara ‘su-i zan’da bulunmak günahtır, haramdır. Ancak kötülük kirleriyle kendilerini lekelemiş olanların, görünen, bilinen bu kötü durumlarından dolayı kendilerine su-i zanda bulunulması haram değildir. Çünkü böylelerine su-i zanda bulunulmasına kendileri sebep olmuşlardır. O gibilere sergiledikleri kötü durumları sebebiyle su-i zanda bulunmak manevî bir vebali gerektirmez. Örneğin ahlak dışı davranışlarda bulunan kötülüklerden sakınmayan kimselerin bu durumlarından dolayı onlara su-i zanda bulunan kimse günahkar olmaz. Zira onların yaşantıları kendilerine su-i zanda bulunulmasına sebep olmuştur. (s.75) “Zannın çoğundan sakının, çünkü zannın bir kısmı günahtır.” (Hucurat, 12) Ayet-i kerimenin nüzul sebebi: Resul-i Ekrem (sas) Efendimiz, ashabı ile gazaya veya sefere çıktığında ashaptan iki kişiye ihtiyaçlı olan bir kişiyi arkadaş olarak verirlerdi. İhtiyaçlı olan bu kişi, arkadaşlarına hizmet yönünden yardımda bulunurdu. Resul-i Ekrem (sas), Selman (ra)’ı iki şahsa arkadaş olarak vermişlerdi. Selman arkadaşlarına yiyecek hazırlamak üzere onların ikamet edecekleri yere geldi. Lakin kendisi uyuya kaldı. Arkadaşları geldiğinde yiyecekleri bir şey mevcut olmadığını gördüler. Bu defa Selman’ı Resul-i Ekrem efendimizin yanında yiyecek türünden bir şeyler var ise getirmesi için gönderdiler. Resul-i Ekrem Efendimiz, Selman’a şöyle buyurdu: “Üsame b. Zeyd’e gidin; yiyecek bir şeyler varsa Üsame versin, buyurdular. Ancak Üsame’nin yanında yiyecek nevinden bir şey kalmamıştı. Selman, geri gelip bir şey olmadığını onlara söyledi. O iki şahıs, Selman’ı bu defa başka sahabilere gönderdiler. Selman, gittiği kimselerden de boş olarak geri gelince bu iki zat üzüldüler ve bu arada kendi aralarında Selman için: “Sümeyha Kuyusuna gitse suyu çekilir” diye konuşmuşlardı. Bu iki şahıs daha sonra Resulullah Efendimizin bulunduğu yere gelmişlerdi. Maksatları Üsame’nin yanında yiyecek olup olmadığını anlamak içindi. Efendimizin bulunduğu yere geldiklerinde Resulullah onları gördü ve şöyle buyurdu: “Bana öyle geliyor ki ikinizin ağzında da et rengi görüyorum? buyurdu. Onlar da: “Ey Allah’ın Resulü! Allah’a yemin ederiz ki bugün biz et yemedik ve başka bir şey de yemedik” dediler. Bunun üzerine Resul-i Ekrem Efendimiz şöyle buyurmuşlar: “Siz Selman İle Üsame’yi çekiştirdiniz” (Siz onların etini yemiş gibi oldunuz). İşte ayet-i kerime o tarihlerde nazil oldu. (Mecmua minet-Tefasir, VI, 51) (s.77) Gerçekte iman öyle bir tasdiktir ki ona şek ve şüphe asla arız olamaz. O imanın nuru, aydınlattığı gönülden bütün azalara sirayet eder de mümin kişi ibadetleri ve diğer salih amelleri ile fert ve toplum hayatında güven verir, güven içinde olur. Böylece o kimse iyiliklere anahtar, kötülüklere e kilit olma durumuna gelir. (s.98) Bir kısım tarihçilere göre Sultan Nureddin Zengi, Hulefey-ı raşidinin altıncısı sayılmaktadır. Bildirildiğine göre Nureddin Zengi’nin daima üzüntülü olup gülümsemediği görülürmüş. Onun bu durumu halk arasında bilinir ve buna hayret edilirmiş. Bir gün mescide gidip Kur’an-ı Kerim ve tefsirini dinlemek ister. Hatip, Sultanın geldiğini fark edince konuyu değiştirir; müslümanların imkanları ölçüsünde güler yüzlü olmalarının yerinde olacağını, Resul-i Ekrem Efendimizin ashabına karşı daima güler yüzlü olduğunu ve böyle olmanın insanlar üzerinde olumlu, sevindirici etkisi olacağını ve benzeri güzel nasihatlerde bulunur. Sohbet tamam olduktan sonra hatip efendinin odasına geçilir. Sultan NureddinZengi’ye niçin daima üzüntülü olduğu ve güldüğünün görülmediği lisan-ı münasiple sorulur. Adil Sultan orada bulunanların huzurunda hatip efendiye şöyle der: “Siz böyle diyorsunuz amma şunu biliniz ki; ben Allah’a yemin ederim ki İslam ülkelerinin herhangi bir yerinde istilacı ve inkarcılar, Müslümanların toprakları üzerinde dolaştıkları sürece, Allah Teala’nın beni güler yüzlü görmesi hususunda Allah (cc)’tan haya ederim (utanırım) ve gülemem” cevabını vermiştir. (s.110) Her türlü övgü alemlerin Rabbı olan Allah’a mahsustur. Ey Rabbimiz! Yüce zatının azametine layık olacak şekilde Sana hamdolsun. Nimetlerin için, lütuf ve ihsanlarından dolayı Sana sonsuz şükürler olsun. Ya Rabb! Takva nimetini bizlere azık ve rızık eyle. Varacağımız mekanımızı cennet eyle; rızanı kazanacağımız şekilde Sana şükretmemizi bizlere nasip eyle. Bizlere takva ve vera ihsan eyle. Öyle bir takva ki Sana isyandan bizleri korusun. Rızanı kazanabileceğimiz iyilik ve ibadetlere bizleri yöneltsin. Ya Rabb! Kur’an-ı Hakim’i doğru ve isabetli anlama gücünü bizlere ilham ve ikram eyle. O Kur’an ki onu bizler için bir nur, bir ışık olarak inzal buyurdun; Kur’an’ı müttakiler için şifa, insanlık için bir rahmet ve bir hidayet kıldın. Kur’an kendisine sımsıkı sarılanları her çeşit zararlardan koruyan manevi bir zırh, kendisine uyanları dünya ve ahirette kurtuluşa götüren bir rehberdir. Ya Rabb! Sen bizden razı olacağın şekilde Kur’an’ın emrine uymayı ve onun bildirdiği güzel ahlakı yaşamayı bizlere ihsan eyle. Ey Rabbimiz! Yaratılmışların en hayırlısı, resullerin efendisi Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.s)’e salat ve selam kılmanı Senden niyaz ederiz. Ya Rabb! O Resul ki Sen Onu bütün insanlığa bir müjdeci, bir uyarıcı ve rahmet olarak gönderdin. O’na, O’nun âl ve Ashabına ve bir de büyük hesap gününe kadar O’nun getirdiği davete insanları davet edenler üzerine ve onlara uyanlara salat ve selam olsun. Amin. (s.121)

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmalısınız...

 
  Üye Giriş
E-Posta
Şifre
Yeni Üyelik
Şifremi unuttum
  Arama
Aranacak kelime
 
Hakkımızda | Şatış Şartları | İade Şartları | Teslimat |Telif Hakları | Gizlilik İlkesi | Yardım | Bize Ulaşın |Banka Hesap Numaraları
E-Yayınevimizde

kredi kartlarına taksit yapılmaktadır.
Türkiye Diyanet Vakfı Yayın Matbaacılık ve Ticaret İşletmesi
Adres : Serhat Mh. 1256. Sok. No:11 Ostim Yenimahalle / Ankara - TÜRKİYE
Tel : +90.312.354 91 31 Faks : +90.312.386 03 28 Siparişlerinizle İlgili Tel : +90.312.354 91 31 Dahili : 136 - 138 - 142 - 145
E-Posta : bilgi@diyanetvakfiyayin.com.tr  Tic.Sicil No : 48527  Mersis No : 4-6665-8232-6958886