Dizin
Kur'an-ı Kerim
İslam Ansiklopedisi
Anadolu Halk Klasikleri
İSAM Yayınları
Oku Düşün
Kaynak Eserler
Fikir Eserleri
İlmi Eserler
Tarih Kültür
Çocuk Yayınları
Cep Kitapları
Dini Edebiyat
Sanat Edebiyat
Sempozyum ve Paneller
Sesli ve Görüntülü Yayınlar
Yabancı Dil Eserleri
Din Büyükleri
Halk Kitapları
Roman
Ahlak Klasikleri
Eğitim - Öğretim
  Aranan Kelimeler
 
Dizin > İlmi Eserler
Büyük resmi görmek için tıklayınız...
İbn Sînâ ve Bilim
Hüseyin Gazi TOPDEMİR


6,30 TL (KDV dahil)
9
  adet 


Türkiye Diyanet Vakfı
  • Detaylı Bilgi

  • Yorumlar

  • Ek Resimler

ISBN / ISSN : 978-975-389-588-0
Barkod No : 9789753895880
Sayfa Sayısı : 222
Dil : Türkce
Basım Yeri ve Yılı : Ankara, 2009
Ebat : 12,5x18,5 cm
Ürün Hakkındaki Yorumlar :
Gönderen : Gönderme Tarihi : 19.03.2010|14:41:32 Görüş : Fena Değil
  Tarihe damgasını vuran, etki eden insanlar, buluşlar ve olaylar vardır. İşte onlardan birisi. İbn Sina’nın bilim ve düşüncesi, Doğu’da ve Batı’da büyük bir ilgi ve hayranlık uyandırmıştır. İslam Ansiklopedisinin İbn Sina’ya yaklaşık 40 sayfa ayırması (20/319-358) çok yönlü ve üzerinde durulması gereken bir şahsiyet olduğunu gösteriyor. Kitapta H.Gazi Topdemir Bey ile İbn Sina'nın felsefeci yönü birleşerek ağırlığını hissettirmiş. Ayrıca diğer DİB ve vakıf eserlerinde görülmeyen, yeni kelimelerin çokça olması da dikkati çeken bir başka husus. Kitaptaki üç cümlesi kalın harflerle altı çizilmeli: “İleri süren kim olursa olsun, yanlış onu ileri sürene geri döner.” (s.8) “Bilim sanat takdir edilmediği yerden göç eder.” (s.32) “Her şeyin bilgisi, onun meydana geldiği yerden elde edilen sebepleri öğrenmekle kazanılır” (s.188) Kitap, giriş bölümünden sonra ‘Bilime adanmış Bir Ömür’, ‘Yetiştiği Entelektüel Ortam’ ‘Filozofların Prensi’, ‘Doğayı Matematikle Kavramak’, ‘Yeni Bir Evren Tasarımı’, ‘Yeni Mekanik ve Optik’, ‘Doktorların Kralı’, ve ‘Farmakolojide Bir Usta’ adlı sekiz bölümden oluşuyor. Yine kitapta İbn Sina’nın üç önemli eseri de bölüm ve görüşleri açısından tafsilatlı olarak ele alınmış. 1.İşaretler ve Tembihler. Felsefenin mantık, tabîiyyât, ilâhiyyât ve ahlak konularında yazılmış olup eş-Şifa’daki ilgili bölümlerin özeti niteliğinde ise de gerek üslûbu gerekse kullanılan kavramların farklılığı ve ortaya konulan görüşlerin yeni bir sistematik içerisinde sunulması bakımından özgün bir eserdir. (s.47-54) 2.Kitab eş-Şifâ. Ansiklopedik bir tarzda yazılmış, tabiat felsefesine dair en önemli eseridir. (s.54-60) 3.el-Kânûn fi't-tıb. İbn Sina’nın tıp konusundaki en önemli bu eseri, tıp biliminin genel konuları, basit ilaçlar, organ hastalıkları, kısımlara ait hastalıklar ve ilaçların terkipleri olmak üzere beş bölümden oluşmaktadır. (s.175-194) Kitapta not olarak şunlar alıntı yapılabilir: Tarihin yarattığı insanlar vardır, aynı zamanda tarih yaratan insanlar da. Batılıların ‘Avicenna’ dedikleri İbn Sina, herhalde her iki grupta da yer alır demek en doğru yanıt olacaktır. Çünkü tarih onu bir yandan siyaset sahnesinin en karmaşık dönemlerinde, kudretli kralların danışmanı, veziri veya yöneticisi olarak sahnede gösterirken, aynı zamanda güçlü kalemi, şiirsel anlatımı ve zamanı aşan engin bilgisiyle bir doğulu bilge olduğunu da kaydetmektedir. Bir görkemli tarihsel abide, Doğu’nun sönmeyen yıldızı olarak geçmişten geleceğe engin bir köprü, bir kilometre taşı olarak hep yaşayacaktır. (s.13) Bütün zamanların en önemli filozofu ve bilgesi olan İbn Sina, Doğu ve Batı kültür çevrelerini derinden etkilemiş bir kimsedir ve bu özelliği bilimsel araştırmalarla da belgelenmiştir. Bu anlamda, o doktorların kralı, filozofların prensi, farmakoloji(ilaç bilimi) devi ve nihayet şeyh el-reis’tir. (s.14) Bilimsel alanlarda devrimsel atılımları gerçekleştiren bireyler, ender özelliklere sahip kimselerdir ve nisanlık tarihi boyunca sınırlı sayıda yetiştikleri anlaşılmaktadır. Bilim tarihi perspektifi içerisinde değerlendirildiğinde, sınırlı sayıdaki seçkin bireylerden birinin de İbn Sina olduğu bugün artık çok açık olarak anlaşılmıştır. Adına dünya çapında birçok önemli toplantının düzenlendiği, binlerce akademik araştırmaya konu edilmiş olan İbn Sina’nın yaşantısı tarih yazan bir kralınki kadar fırtınalı ve görkemli geçmiştir. (s.21) Çoğunlukla batılı tarihçiler, VI. Ve XII. yüzyıllar arasındaki dönemi tarihte dünyanın en karanlık dönemlerinden biri olarak benimsemişlerdir. Batı için gerçekten bir karanlık dönem olabilir, ancak dünyanın diğer bölgelerinde, tam da bu dönemde ciddi bir büyüme ve parlak gelişmeler elde edilmekteydi. İslam dünyasında entelektüel anlamda bir altın çağ yaşanmaya başlandı. Bu uyanmayı sağlayan Müslüman bilginler ve filozoflar arasında İbn Sina kuşkusuz ki seçkin bir yer işgal etmektedir. (s.32) İbn Sina, yapıtlarında bilgi, mantık, astronomi, psikoloji, metafizik, ahlak, teoloji ve bilimlerin sınıflandırması gibi konular üzerinde durmuş ve sistemli bir biçimde özgün ve özgül bir takım açıklama ve değerlendirmelerde bulunmuştur. İbn Sina’yı felsefe tarihindeki yeri bakımından doğru bir şekilde değerlendirebilmek ve ileri sürdüğü düşünce ve görüşlerinin mahiyetini ve özgün dokusunu tam anlamıyla kavrayabilmek için, iki temel yapıta öncelikle başvurmak gerekmektedir: ‘İşaretler ve Tembihler’ ile ‘Kitab eş-Şifâ.’ Astroloji ile ilgili anlayış ve kabulleri önemli ve ilginç: İbn Sina’nın astrolojiye şiddetle karşı çıkan düşünürlerin ön safında yer aldığı açıktır. Kendisi gök cisimlerinin yeryüzü olaylarını etkilediğine inanmakla birlikte, bu etkilerin astrologların iddia ettikleri şekilde olduğu düşüncesine katılmamaktadır. Astrologları kınayan ve astrolojiyi etraflı biçimde eleştiren bir söz konusu çalışmanın zamanımıza intikal etmiş olması, onun bu konudaki tutum ve anlayışını yakından öğrenmemizi sağlamaktadır. İbn Sina bu çalışmanın (el-İşârât ila Fesâdi Ahkâmi’n-Nücûm) önsözünde şunları söylemektedir: “Vakarını gözeten bir bilim adamının reddine teşebbüs etmeyeceği iki türlü bilgi vardır. Bunlardan biri önsel veya apriori bilgilere ilişkin olan şeyleri içeren bilimlerdir... Bir de ciddi ve seviyeli bir bilim adamının ilgilenmek istemeyeceği ikinci tür bilgi vardır ki, bu türden olan bilgiler aşağı ve değersiz bilim dallarını oluşturur ve gerçek bilim adamı kendini bunların kat kat üstünde hisseder. Örneğin sihir, … ve benzeri diğer fal çeşitleri. Saygın bir kişiliğe sahip bir bilim adamı bu gibi şeylere itibar etmez, bunları üzerinde durulmaya değer saymaz. Astroloji için de durum böyledir. Kavrayış derinliğine ve sağlam bilgiye sahip her bilim adamı için bu bilim dalına ilişik her şeyin güçlü bir temelden yoksun olduğu gerçeği açık ve sarihtir.” Görüldüğü üzere İbn Sina, bu türden bir bilginin gerekliliği ve yararı açısından bütünüyle olumsuz bir noktada bulunmaktadır. Burada asıl ilgi çeken nokta, astroloji türündeki bilgilerin hiç de yadırganmadığı bir dönemde, yani Ortaçağ’da bu düşüncelerin ileri sürülmüş olmasıdır. Aşağıdaki alıntı İbn Sina’nın bilgi ve bilim anlayışını bu bakımdan çok açık bir biçimde anlatmaktadır: “Bütün bunlardan çıkarılacak sonuç şudur ki astrolojik tahminlerden veya kehanetlerden hiçbir yarar umulamaz ve bunlarda hiçbir kesinlik bulunmadığından bunlarla meşgul olmak boş ve faydasızdır. Çünkü sağlam temelden yoksun olan her bilgi insan aklı için ulaşılmaz bir nesnedir. Üstelik göksel etkilerden, doğan mutlulukların ve uğursuz gelişimlerin alın yazısı mahiyetini taşıdıkları ve bunların hiçbir suretle değiştirilemeyeceklerini astrolojinin üstatları ifade etmektedirler. Şu halde, sağlam temel üzerine oturmuş olsa bile, bu bilimin insana ne yararı olabilir? Bu bilimi hiç kaale almamak ne kadar isabetli olur! Çünkü hepsi yalan, hepsi boş laftan ibaret yahut da olsa olsa müphem birtakım beyanlardan oluşuyor.” İbn Sina’ya göre, genellikle, gerek astrolog ve gerekse kahin ve falcı, insan yaşamının çeşitli koşulları hakkında sahip olduğu bilgilere dayanır ve herkese ona uygun düşeni veya uygun görüneni önceden tahmin biçiminde söyler. Çünkü aynı sınıftan veya aynı gruptan olan kimseler genellikle aynı olasılıklarla karşılaşırlar ve aralarına en yüksek mevkilerde bulunanlarının bile bu olasılıklara karşı bağışıklıkları yoktur. Böylece, sultanlarla askerlerin ortaklaşa paylaşacakları mukadderat veya kederler vardır, bazı başka olasılıklar da şehirli halk kitleleriyle köylüler için aynıdır. Böyle kimselerin fallarına bakıldığında, bu falcıların söylediklerinin bir kısmı, örneğin söylenen on şey içinde belki ikisi ya da üçü, doğru çıkacaktır. Böyle olunca da, bu saçmalıklara değer verenler doğru çıkan bu üç ya da dört şey üzerinde dururlar ve doğru çıkmayan yedi ya da sekiz tahmini hiç dikkate almazlar. Falına baktığı bir kimseye astrologun mesela şöyle dediğini kabul edelim: “düşmanın seni mahvetmeye çalışıyor.” Genellikle, düşmanı olmayan kimse bulunmaz. Bu sebeple, onun bu sözüne muhatap olan kimse astrologun bu isabetli sözünden hayrete düşer. Yahut da, müneccim, falına baktığı kişinin bir miktar para kazanacağı ya da kaybedeceği haberini verir; ya da başına iyi yahut kötü bir olay geleceğini ona söyler. Böyle olaylarla sık sık karşılaşılmasına rağmen, ilgili kişi müneccimin sözünün önemli bir kehaneti temsil ettiğinden ve doğru çıkacağından emindir. Bu harika anlatımların günümüz toplumlarında da benzer bir biçimde yaygınlaşmakta olan falcılığın ve astrolojinin engellenmesinde de kullanılabileceği açıkça görülmektedir. İbn Sina bu konuda net bir biçimde aslında insanların bu sahte bilgilere güvenmesinin bilgisizlikten kaynaklandığını belirtmektedir. Öyleyse o gün için de bugün için de çözümün doğru bilgilendirme ve bireylerde pozitif bilgi talepleri yaratmada geçtiği anlaşılmalıdır. (s.116-119) Batılı kaynaklarda haklı olarak ‘Doktorların Kralı’ unvanıyla tanıtılan İbn Sina’nın belki de bilim tarihine en büyük katkısı tıp araştırmalarının sonuçlarını derlediği el-Kanûn fi’t-tıb, yani Tıp Kanunu’dur. Söz konusu bu yapıt kaleme alınmış bütün zamanların en ünlü tıp çalışmasıdır ve pek çok Avrupa üniversitesinde temel tıp metni olarak 18. yüzyıla kadar kullanılmıştır. (s.176) Verdiği tanım şöyledir: “Tıp, insan vücudunun sağlık ve hastalık durumunu, onu sağlıklı durumda korumayı ve sağlığını kaybettiğinde tekrar nasıl kazanacağını ele alan bilimdir.” (s.184) Tıp Kanunu, doktor olacak genç beyinlerin alanlarına nasıl yaklaşmaları gerektiğini öğreten bir ders ve uygulama kitabı olduğunu göstermektedir. Burada özellikle “Her şeyin bilgisi, onun meydana geldiği yerden elde edilen sebepleri öğrenmekle kazanılır” tümcesi olağanüstü açılımlar yapacak içeriktedir. (s.188) Doğu’daki ve Batı’daki etkisi göz önüne alındığında, hiçbir Müslüman veya Doğulu bilginin İbn Sina kadar yüksek bir konuma ve onunki kadar güçlü ve sürekli bir etkiye ulaşamadığı açıkça anlaşılmaktadır. (s.194) Ayrıca kitapta ele alınmayan, İbn Sina’nın, riyazi ve eğitici bilimler arasında saydığı musikideki ilmi seviyesi, gerek kendi zamanında gerekse daha sonraki devirlerde birçok ilim adamının ilgi odağı olmuş ve bu eserlerindeki metotla ileri sürdüğü fikirler asırlar boyu musiki nazariyatçılarına rehberlik etmiştir.

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmalısınız...

 
  Üye Giriş
E-Posta
Şifre
Yeni Üyelik
Şifremi unuttum
  Arama
Aranacak kelime
 
Hakkımızda | Şatış Şartları | İade Şartları | Teslimat |Telif Hakları | Gizlilik İlkesi | Yardım | Bize Ulaşın |Banka Hesap Numaraları
E-Yayınevimizde

kredi kartlarına taksit yapılmaktadır.
Türkiye Diyanet Vakfı Yayın Matbaacılık ve Ticaret İşletmesi
Adres : Serhat Mh. 1256. Sok. No:11 Ostim Yenimahalle / Ankara - TÜRKİYE
Tel : +90.312.354 91 31 Faks : +90.312.386 03 28 Siparişlerinizle İlgili Tel : +90.312.354 91 31 Dahili : 136 - 138 - 142 - 145
E-Posta : bilgi@diyanetvakfiyayin.com.tr  Tic.Sicil No : 48527  Mersis No : 4-6665-8232-6958886