Dizin
Kur'an-ı Kerim
İslam Ansiklopedisi
Anadolu Halk Klasikleri
İSAM Yayınları
Oku Düşün
Kaynak Eserler
Fikir Eserleri
İlmi Eserler
Tarih Kültür
Çocuk Yayınları
Cep Kitapları
Dini Edebiyat
Sanat Edebiyat
Sempozyum ve Paneller
Sesli ve Görüntülü Yayınlar
Yabancı Dil Eserleri
Din Büyükleri
Halk Kitapları
Roman
Ahlak Klasikleri
Eğitim - Öğretim
  Aranan Kelimeler
 
Dizin > Oku Düşün
Büyük resmi görmek için tıklayınız...
Hacı Bayram Veli
Ethem CEBECİOĞLU (Prof.Dr.)


3,50 TL (KDV dahil)
5
  adet 


Türkiye Diyanet Vakfı
  • Detaylı Bilgi

  • Yorumlar

  • Ek Resimler

Kitapta, kendini her yönüyle topluma adamış, halka hizmetin Hakka'a hizmet olduğunun bilincine ulaşmış, ilim ile tasavvufu birleştirmeye muvaffak olarak tamamen olgun bir insan haline gelmiş olan Hacı Bayram Veli hazretlerinin hayatı, görüşleri ve faaliyetleri işlenmiştir.
ISBN / ISSN : 975-389-123-7
Barkod No : 9789753891233
Sayfa Sayısı : 120
Dil : Türkçe
Basım Yeri ve Yılı : Ankara, 2004
Ebat : 10,5x18,5x1 cm
Ürün Hakkındaki Yorumlar :
Gönderen : İHSAN ÖZ Gönderme Tarihi : 28.06.2010|23:49:35 Görüş : İyi
  İnsanlar arasında olması gereken dostlukların azalması, yine ona bağlı öfke, hiddet ve düşmanlıkların artması çoğu kez sevgi eksikliğinden kaynaklanmaktadır. İnsanları rahatsız eden yanlış düşünce, yanlış fiil ve davranışlar ile onlardan doğan kötülüklerin tek sebebi de yine sevgisizliktir. Tüm faziletler, tüm iyilik ve güzellikler, sadece sevgi ve samimiyet ortamında doğar ve gelişirler. Bu bakımdan, günümüzde yaşadığımız rahatsızlıkların yok edilmesi için Allah rızasına dayanan sevgi pınarını herkesin gönlüne iyice akıtmamız gerekmektedir. İşte Anadolu insanının en bunalımlı dönemlerinde, Yüce Allah tarafından va'z edilen ve Resûlü tarafından uygulanan ilahî sevgi metodu esasına dayanarak insanlara ışık tutanlardan manevi önderlerden biri de Hacı Bayram Veli'dir. Alıntılar şöyle: Sufi toprağa benzer. O toprak gibi insanların ayaklarının altında, onlara hizmet etme, faydalı olma peşindedir. Toprak çiğnenir, üzerine kötü şeyler atılır. Ama topraktan daime güller, olumlu şeyler biter. Verimli olmak, toprak gibi alçak gönüllü, mütevazi olmaktan geçer. (s.xı) Toplumla iç içe olan yönü ile Hacı Bayram Veli, hiçbir zaman Allah Eri olmaktan geri kalmamış, daima O’nun huzurunda imiş gibi, ihsan kalitesiyle kulluğuna devam etmiştir. Onun imrenilecek sosyal, ekonomik, ahlakî, dinî, ilmî yönünün altında yatan sır, şüphesiz ki sufizmin insan yetiştirmedeki kabiliyetinde aranmalıdır. (s.xıı) Hacı Bayram Veli’nin bulunduğu sosyal çevredeki misyonu, Allah’tan aldığı sevginin itici etkisiyle, bıkmadan yılmadan, bütün bir ömür boyu çaba sarfetmiş, insanları ve dolayısıyla toplumu olgunluğa yükseltmeyi hedef edinmiştir. (s.4) Hacı Bayram, hac vazifesini ifâ ettiği için ‘Hacı’ ünvanı verilmiştir. İdari ve siyasi bir görev almadığı halde Paşa ünvanını nereden almıştır? Osmanlıların kuruluş döneminde, bir ailenin en büyük oğluna ‘paşa’ lakabı verilirdi. (s.13) Şeyhi Ebu Hamid (Somuncu Baba), ilk defa bir Kurban Bayramı karşılaştığı günün hatırasına "Numan olan adını ‘Bayram’ olarak değiştirmişti. (s.14) Eskiden şeyhler, tarikatlarına girmek isteyen derviş adaylarına, ‘Oğlum! Hayatta hiçbir kıza aşık oldun mu? diye sorarlardı. Bu soruya olumsuz olarak cevap verenler, tarikata giremezlermiş. Gerçekten de, Mevla’yı sevebilmek için, mecazi anlamda Leyla sevgisine tutulmak gerek. (s.15) Tasavvufî yola girecek mürid, arar, çabalar, sonunda pişeceği ‘büyük kapı’yı bulur ve kapısını çalar, içeri girer. Tasavvuf tarihini incelediğimizde, nefis terbiyesine inanmış kişilerin hayatlarında bu durumu görürüz. Ancak Hacı Bayram Veli için bu durum böyle değildir. O şeyhini değil, şeyhi onu aramış bulmuştur. (s.15) Hacı Bayram Veli’nin maneviyat eğitimini yaptıracağı binayı, bir Hıristiyan tapınağının bitişiğine kurması, onun geniş dini hoşgörüsünün eseri olsa gerektir. (s.23) Hacı Bayram Veli, Edirne'yi ziyaret ettiği zaman Fatih beşikte idi. Sultan Murad, Hacı Bayram Veli'ye: ‘İstanbul bize lazım, gönül et de bu şehri alalım’ deyince, Şeyh: ‘Beğim, bu şehri sen alamayacaksın, ben de göremeyeceğim. Beşikteki şehzade ile bizim köse alacaktır’ diye Akşemseddin'i işaret etmiştir. Sultan Murad da şehzadesine: ‘Mehmed, sen İstanbul'u Ak Şeyhle alacaksın’ diye telkinde bulunurdu. (Edebi ve Manevi Dünyası İçinde Fatih, Samiha Ayverdi, s.13, İstanbul Fethi Der. Neşr, İstanbul-1953) Sultan II. Murad, bu büyük veliye sevgisi sebebiyle, müridlerini vergiden affetmişti. Ancak, padişahın bu sevgisinden ilginç bir hastalık zuhur etti. Devlete vergi vermekten kaçınan açıkgözler, Allah rızası için değil de, sırf şahsi çıkar uğruna Hacı Bayram Veli’ye intisap etmeye başladılar. Bunun sonunda, devletin Ankara ve civarında topladığı vergilerde düşüş oldu. Çok geçmeden Edirne’den gelen bir mektupla Sultan, ondan hakiki dervişlerle sahtelerini ayırt edip, gerçek müridlerin adlarının merkeze bildirilmesini istedi. Bu büyük olgun insan, sahte ve gerçek müridleri birbirinden ayırabilmek için ince, hakimane bir imtihan hazırladı. Ancak bu imtihan ağır ve oldukça zor bir imtihandı. Hacı Bayram bütün müridlerine Kanlıgöl’de toplanmalarını emretti. İşte bu mevkide, Hacı Bayram Veli’nin bütün müridleri bir pazartesi günü toplandı. Her yer insan kaynıyordu. Namazgahın tam ortasında, büyük bir Yörük çadırı kurulmuştu. Kuşluk vakti, Hacı Bayram Veli, atının üzerinde ağır ağır çadırın yanına geldi, müridlerini selamladı. Herkes sessizce beklemeye başladılar. Acaba, Hacı Bayram kendilerini nasıl bir imtihandan geçirecekti? Kısa bir bekleyişten sonra, bu insan-ı kamil, müthiş açıklamayı yaptı: ‘Bugün, hanginiz beni daha çok seviyor, onu anlamak istiyorum. Beni sevenler, bu çadırın içine girecek, onları kurban edeceğim.’ Hacı Bayram, hemen atından indi, çadıra girdi. İçeride kellesini verecek hakiki müridleri beklemeye başladı. Önce, içeri bir adam girdi. Ardından, çadırdan dışarı oluk gibi kanlar aktığı görüldü. Ardından bir kadın girdi. Yüne kanlar aktı. Bunu gören kalabalık dehşete kapıldı. ‘Şeyhimiz çıldırdı’ diyerek çabucak orayı terk ettiler. Hacı Bayram, içeri girenleri kesmiş değildi. Zira İslam dininde haksız yere kan dökmek haramdı. Geceleyin çadırın içerisine birkaç baş koyun bırakılmıştı. Hacı Bayram, işte o koyunları kesmiş bulunuyordu. Bu büyük aziz, Edirne sarayındaki II. Murad’a bir mektup yazarak, gerçek manada mürid sayısının bir buçuk olduğunu bildirdi. (s.30) Tasavvuf, yapısı bakımından bu tür istismarlara son derece müsaittir. Her devirde tasavvuf yolunun istismarcıları olmuştur ve ne yazık ki hala da olmaktadır. Bu durumda tasavvufu, Kur’an’ın ruhuna bağlı olan ve bağlı olmayan diye ikiye ayırmak gerek. Gerçek tasavvuf insanları sömürmez, şöhret peşinde değil, insanlara ve bütün mahlukata hizmet peşinde koşar. Tasavvufu gerçek manada yaşayan kişi muma benzer, sürekli verir, almaz. Işıtır ama kendini yer bitirir. Kimseyi kendisinin kölesi kabul etmez. Sevgi ve umut dağıtır, yaralı gönülleri tamir eder, yetmiş iki milletin dilini anlar, yetmiş iki millete tek gözle bakar, başkasını taşır, kendisin başkasına taşıtmaz. İyiliği teşvik eder, kötülükten men eder. Yaşar, yaşatır, sever, sevdirir. (s.30) Bu kamil insanın bir başka faaliyeti de mübarek aylarda müridleriyle beraber Ankara şehrinin ticari merkezlerde dolaşır, zekat ve sadaka vermek isteyen dükkan sahipleri, bir kese içerisine doldurdukları akçe, gümüş ve altınları, iki dervişin taşıdığı büyükçe bir torba içine atarlardı. Hacı Bayram Veli, bir yardım sandığı kurmuştu. Dul kadınlar, kimsesiz yaşlılar, yetimler, öksüzler, evlenemeyecek derecede fakir ve gariban olan kızlar ve erkekler, yolda kalmışlar, kitap alamayacak derecede yoksul medrese öğrencileri bu yardım sandığından nasiplerini alıyorlardı. (s.33) Hacı Bayram Veli’ye bağlanmaya niyet eden Akşemseddin Hazretleri, önce bir tereddüt geçirir. Bir medrese müderrisi, bir bilim adamı nasıl olur da halka avuç açar? Bunu, aklı havsalası bir türlü almamış, bu yüzden Haleb’e Zeynüddin Hâfî’ye bağlanmak üzere uzun bir yolculuğa çıkmıştı. Haleb’e yaklaştığında, bir gece rüyada boynuna bir zincir bağlanmış, zincirin ucu da Hacı Bayram Veli hazretlerinde. Durumu anlayan Akşemseddin hemen Ankara’ya döner, sorar Hacı Bayram’ın nerede olduğunu bulur. Hasad zamanı olduğu için Hacı Bayram müridleriyle burçak hasadıyla meşguldür. Kolaarı sıvayan Akşemseddin hemen tarlada çalışmaya koyulur. Öğle olur, namaz kılınır. Yemekler hazırlanır, sofralar kurulur. Herkes sofraya oturur, ancak Akşemseddin’e buyur diyen olmaz. O da bir köşeye çekilir, bekler. Çok geçmeden, köpeklere de yiyecek verilir. Akşemseddin, beraber yemek üzere, köpeklerin bulunduğu yere diz çökünce, Hacı Bayram Veli, gülümseyen tatlı bir yüz ifadesi ile şöyle der: ‘Zincirle zorla gelen misafirin ağırlanması, işte böyle olur.’ (s.35) Mala, mülke olma mağrur, deme var mı ben gibi. Bir muhalif rüzgar eser, savurur harman gibi! (s.52) Tasavvufta Allah’tan başka her şeye dünya denir. Veya insanı Allah’a ulaşmada alıkoyan şeylere dünya denmiştir. (s.53) “Islak kiremit çamurundan testiyi yaparlar, ateşte onu iyice ısıtıp, suyunu buharlatıp bünyesini bu hararetle sertleştirirler. Sonra onu toprağa gömerler, toprak o testiyi yemez, çürütmez. Dört bin yıllık Hitit harabelerinden çıkan büyük küpler, bunun en büyük ispatıdır. Allah’a aşık olan insan, topraktan halkedilmiş bedenindeki rutubeti, aşk ateşiyle yaka yaka kurutursa, ölünce cesedi çürümez.” (Dr. Münir Derman) (s.63) Hacı Bayram, Anadolu’da dil ve kültür birliğinin sağlanması için, Türkçe eserler yazılmasında, Lemeat ve Gülşen-i Râz gibi eserlerin Türkçeleştirilmesinde etkili olmuş, kendisi de halkın anlayacağı dilden, şiirler yazmıştır. Devrinde Arapça ve Farsça eser vermek revaçta iken, Hacı Bayram’ın halk ile diyalog kurabileceği Türkçeyi tercih etmesi, belli bir misyona delalet eder. Bu misyon, Anadolu’da dil birliğinin sağlanması, Türk kültürünün hakim olmasıdır. (s.110) Hacı Bayram Veli’nin dikkat çeken orijinal bir yanı da, müridlerini el emeği ile geçinmeye, toprağa bağlamaya ve sanata yönlendirmesidir. (s.111) Tarihi ve içtimai açıdan üzerine düşen misyonun bilincinde olan Hacı Bayram Veli, mutasavvıf olarak dünyayı red ve terk yerine, onu imara ve ıslaha yönelmiştir. Hacı Bayram Veli’yi bu derece üstün kılan şey, bilim ve tasavvufu birleştiren bir sufi olmasıdır. (s.114) Hacı Bayram Veli’nin örnek bir sufi tipini temsil etmesi, etrafında çok sayıda insan toplanmasına ve onların olumlu yönde mesafe kat etmesine sebep olmuştur. Osmanlı Devleti’nin kuruluş döneminde, tasavvuf mektepleri, genel olarak, gerçekten faydalı hizmetler vermişlerdir. Osmanlı Devleti’nin yıkılış dönemindeki yozlaşmalar, Abdulhakim Arvasî’ye ‘tekkeler, zaten kendilerini kapatmışlardı’ dedirtecek boyutlara ulaşmıştı. (s.115) Abdulkadir Geylanî’ye yüce makamlara nasıl ulaştığı sorulduğunda ‘biz, namaz, oruç, nafile vs. gibi ibadetlerle değil, insanlara hizmet, onlara yardım, onlardan gelen belalara sabırla bu duruma geldik’ cevabını vermesi cidden düşündürücüdür. Sami Efendi’nin ifade ettiği gibi kalb-i selim (hastalıklarsan, nefsin kirlerinden arınmış kalp) başkasına kötülük ve eza vermemek, başkasının eza ve kötülüğüne de sabretmek. Birincisi kolaydır. İnsan kendisine hakim olabilir, zira iradesi kendi elindedir. Ama, ikincisi çok zor. Zira ondan gelecek olana engel olmak mümkün değil; onun iradesi, sizin iradenizin dışındadır.” (s.116)

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmalısınız...

 
  Üye Giriş
E-Posta
Şifre
Yeni Üyelik
Şifremi unuttum
  Arama
Aranacak kelime
 
Hakkımızda | Şatış Şartları | İade Şartları | Teslimat |Telif Hakları | Gizlilik İlkesi | Yardım | Bize Ulaşın |Banka Hesap Numaraları
E-Yayınevimizde

kredi kartlarına taksit yapılmaktadır.
Türkiye Diyanet Vakfı Yayın Matbaacılık ve Ticaret İşletmesi
Adres : Serhat Mh. 1256. Sok. No:11 Ostim Yenimahalle / Ankara - TÜRKİYE
Tel : +90.312.354 91 31 Faks : +90.312.386 03 28 Siparişlerinizle İlgili Tel : +90.312.354 91 31 Dahili : 136 - 138 - 142 - 145
E-Posta : bilgi@diyanetvakfiyayin.com.tr  Tic.Sicil No : 48527  Mersis No : 4-6665-8232-6958886