Dizin
Kur'an-ı Kerim
İslam Ansiklopedisi
Anadolu Halk Klasikleri
İSAM Yayınları
Oku Düşün
Kaynak Eserler
Fikir Eserleri
İlmi Eserler
Tarih Kültür
Çocuk Yayınları
Cep Kitapları
Dini Edebiyat
Sanat Edebiyat
Sempozyum ve Paneller
Sesli ve Görüntülü Yayınlar
Yabancı Dil Eserleri
Din Büyükleri
Halk Kitapları
Roman
Ahlak Klasikleri
Eğitim - Öğretim
  Aranan Kelimeler
 
Dizin > Oku Düşün
Büyük resmi görmek için tıklayınız...
Molla Hüsrev
Ferhat Koca (Dr)


3,50 TL (KDV dahil)
5
  adet 


Türkiye Diyanet Vakfı
  • Detaylı Bilgi

  • Yorumlar

  • Ek Resimler

Bu eserde, Osmanlı Devleti'nde müderrislik, kazaskerlik ve şeyhülislamlık makamlarına kadar yükselmiş Molla Hüsrev'in hayatı, eserleri, öğrencileri ve temel İslam bilimleri alanlarındaki görüşleri hakkında genel bilgiler verilmektedir.
ISBN / ISSN : 975-389-544-6
Barkod No : 9789753895446
Sayfa Sayısı : 158
Dil : Türkçe
Basım Yeri ve Yılı : Ankara, 2008
Ebat : 10,5x18,5x1 cm
Ürün Hakkındaki Yorumlar :
Gönderen : İHSAN ÖZ Gönderme Tarihi : 06.01.2010|17:45:17 Görüş : İyi
  İslam Ansiklopedisine de aynı maddeyi hazırlayan(30/252-254) Değerli Ferhat Koca Bey Hocamıza bu çalışmasından dolayı teşekkür ediyoruz. Bu eser, Osmanlı Devleti’nde müderrislik, kazaskerlik ve şeyhülislamlık(müftülük) makamlarına yükselmiş olan Molla Hüsrev hakkında genel bilgiler vermektedir. Asıl adı Mehmed olan Molla Hüsrev'in bi¬yografisi hakkındaki bazı yanıltıcı bilgile¬rin ayıklanması neticesinde onun aslının Amasya-Tokat-Sivas bölgesindeki Türkmen boyu Varsaklar'a dayandığı ve babasının zaviyesi¬nin bulunduğu Sivas-Tokat arasındaki köyde doğduğu anlaşılmaktadır. (s.32) Molla Hüsrev'in babası Ferâmuz (Ferâmurz), vefat edince küçük yaştaki Mehmed'i eniştesi Hüsrev Bey himayesi¬ne almış, bu sebeple ona önceleri "Hüsrev kaynı" lakabı takılmış, daha sonra doğru¬dan eniştesinin adıyla Hüsrev olarak anılmaya başlanmıştır. (s.39) Fatih Sultan Mehmed saltanat koltuğuna birinci defa oturduğu zaman Molla Hüsrev’i kazasker olarak atadı. Saltanattan azledilince, bütün saltanat görevlileri onu terk etti, ancak Molla Hüsrev onu terk etmedi. Sultan Mehmed ona, “Sen de onlarla beraber git” demiş, Molla Hüsrev ise, “Hayır gitmem, mürüvvet odur ki, kişi arkadaşına hem iktidar hem de iktidardan düşme döneminde ortak olsun” cevabını vermiştir. Bu sözü sebebiyle Sultan Mehmed Han onu çok sevdi, ikinci saltanatı zamanında ona büyük ikramlarda bulundu ve onu yüksek makamlara tayin etti; o da parlak ve yüksek bir hayat yaşadı. (s.44) Fatih Sultan Mehmed vezirlerine “Bu, zamanın Ebu Hanife’sidir” diyerek onunla iftihar ederdi. (s.78) Molla Hüsrev’in şiir de yazdığı olmuştur: Başıma bezm-i gâm-ı aşkında câm-efser yeter / Zahmın ile kanlı pîrâhen kubâ-yı zer yeter. (s.79) Molla Hüvrev’in Vasiyetnamesi de ilginçtir. Ölümünün ardından defnedilinceye kadar yapılmasını arzu ettiği işlemleri anlatmaktadır. Özetle şöyledir: Molla Hüsrev, ruhu kabzolununca hemen 14 kişiye 20’şer akçe verilerek 70.000 kere kelime-i tevhid okuyup sevabını kendisine bağışlamalarını istemiştir. Techiz ve tekfininden sonra, kabri başında, içerisinde “Zekeriya’yı da (an). Hani o Rabbine şöyle niyaz etmişti. Rabbim! Beni yalnız bırakma. Sen varislerin en hayırlısısın” (Enbiya, 21/89) ayetinin bulunduğu bir duayı üç taş üzerine okuyarak birisini baş tarafına, birisini göğüs hizasına, diğerini ise ayağı yanına koymalarını ve bunu yapan salih kişilere 20 akçe verilmesini vasiyet etmiştir. Üzerine toprak örtülmeden önce de salih bir kişinin Fatiha, İhlas, Felak, Nas sureleri ile Ayetel-Kürsî ve diğer bazı sureleri okumasını ve bu ayetleri okuyan kişiye 50 akçe verilmesini istemiştir. Kabri tamamen örtüldükten sonra ise baş tarafından ayak tarafına doğru bir testi su dökülmesini, kabrinin yakınında bir sığır kurban edilip fakirlere taksim edilmesini vasiyet etmiştir. (s.72) Başlangıçtan itibaren Osmanlı alimleri; temel eğitimlerini Osmanlı ülkesinde alıp ihtisasını dışarıda yapanlar, bütünüyle memlekette yetişenler ve başka ülkelerde yetişip mütehassıs olarak dışarıdan Osmanlıya gelenler olmak üzere üç gruba ayrılabilir. İznik medreselerinde müderrislik yapan Davud-ı Kayserî ve Bursa medreselerinin meşhur müderrislerinden Molla Fenarî eğitimlerinin bir kısmını memleketlerine yaptıktan sonra ihtisas için Kahire’ye gitmişlerdir. Hızır Bey, Molla Yegan ve Molla Hüsrev gibi şahsiyetler ise bütünüyle Osmanlı eğitim ve öğretim sisteminin eserleridir. Molla Güranî ve ali Kuşçu gibi bazı alimler ise, tahsil hayatlarının tamamını Anadolu dışında tamamlayıp, çeşitli davetlerle Osmanlı’ya dışardan gelmiş olan alimlerdir. (s.76) Bazı yazarlar, ilim ve felsefe aleminin meşhur simaları olan Molla Hüsrev, Molla Zeyrek ve Hocazade gibi ilim adamlarını, “Fatih devrinin ilim ve fikir sahasında yapılan Rönesans hareketinin sahipleri” olarak nitelemişlerdir. (s.92) İstanbul Fatih ilçesindeki Molla Hüsrev Camii(Sofular Mescidi)’nin bugünkü mevcut şekli, Trabzonlu hayırsever bir hanım tarafından 1920’den sonra yaptırılmıştır. Anlatıldığına göre Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) rüyasında kadına, “Kızım, İstanbul’da Sofular semtinde Molla Hüsrev’e ait bir cami var. Harap durumdadır. Git onu ihya et” diye emretmiş, o da bu emri yerine getirmek üzere mahallenin 40 yıllık muhtarı Kemahlı Ahmet Efendi’yi bulmuş ve vakıflardan gerekli müsaadeyi alarak, hiç kimseden bir yardım almadan camiyi yeniden yaptırmıştır. (s.96) Molla Hüsrev’in tercih ettiği görüşe göre, kafirler ibadetleri edaya ehil değildir. Çünkü ibadetler sevap elde etmek için eda edilirler. Halbuki kafirler sevaba yani cennete ehil değildir. Bir kimse bir emri edaya ‘ehil’ olmadığı zaman, onu eda etmekle muhatap(mükellef) da olmaz. (s.118) Tasavvufî(işârî) tefsir çalışmalarına örnek teşkil edebilecek bir eser olan “Risale fi esrar-il-Fatiha”da Molla Hüsrev şöyle demektedir: Allah Teala yeryüzüne 104 kitap göndermiştir. Bu kitapların muhtevasını Tevrat, İncil ve Zebur’da özetlemiştir. Bu üç kitabın içindekileri de Hz. Muhammed’e gönderilen Kur’an’da toplamıştır. Kur’an’ın bütün manasını da Kur’an’da bulunan mufassal(ayrıntılı) surelerde toplamıştır. Bu surelerdeki manaların tümünü de Fatiha suresinde cem etmiştir. (s.124) Abdest için niyet konusundaki görüşleri de şöyledir: Kur’an’da abdest için el, yüz ve ayakların yıkanması, başın da meshedilmesi istenmiştir. Hanefi fakihleri, bunları ‘abdestin farzları’ çerçevesinde değerlendirmiş ve ayette ‘niyet’ zikredilmediği için, abdest alırken niyeti şart(farz) görmeyip, söz konusu organların abdeste niyet edilerek yıkanması yanında, kendiliğinden ıslanmasını veya başka bir olay vesilesiyle yıkanmış olmasını da yeterli görmüşlerdir. Bazı bilginler buna itiraz ederek, yıkamanın kişinin iradesi ile gerçekleşen bir iş, ıslanma veya dolaylı olarak meydan gelen yıkanmanın ise gayri ihtiyari bir iş olduğunu, böyle bir durumun ise irade ile yapılan bir işle aynı değerde olamayacağını ileri sürmüşlerdir. Molla Hüsrev bu itiraza şöyle cevap vermiştir: Kur’an’da namazdan önce abdestin emredilmesinin sebep ve hikmeti, kişinin temizliğidir. Gaye temizlik olduğuna göre, bunun isteyerek veya kendiliğinden gerçekleşmesi bir önem ifade etmez. Çünkü bir emir belli bir şarta bağlanmışsa, kişinin o şartı yerine getirmesi yeterli olup, artık bu işin kasten mi tesadüfen mi yapıldığına bakılmaz. Diğer bir ifadeyle, şartların mutlak mevcudiyeti esas olup kasten mevcudiyeti aranmaz. (s.135) Bugünkü tartışmaların kaynağı olacak şu görüşü de ilginçtir: “Ben de derim ki: Namaz bölümünün başında geçen şu konu bunu teyit etmektedir. Yatsı ve vitir namazları, bu vakitleri bulunmayan (kaybeden) kimseye vacip olmaz” (s.139) Birçok öğrenci yetiştiren ve birçok eser veren Molla Hüsrev, fıkha dair Hanefî fıkıh kitaplarını esas alarak Gurerü'l-ahkâm'ı hazırlamış, kısa ve özlü hükümleriyle âdeta maddeler haline getirilmemiş bir kanun hüviyetinde olan bu eser, kadılar tarafından uzun yıllar resmî olmayan bir kanun metni gibi kullanılmıştır. Daha sonra müellif bu kitabını bizzat şerhederek Dürerü'l-hükkâm fî şerhi Gureri'l-ahkâm adlı eserini meydana getirmiştir. Müellif fıkıh usulüne dair, önce Mirkatü'l-vüsûl ilâ 'ilmi'l-usûl adıyla oldukça muhtasar bir eser kaleme almış daha sonra anlaşılmasında güçlükler ortaya çıkınca bunu Mir'âtü'l-usûl fî şerhi Mirkâtü'l-vüsûl ismiyle şerhetmiştir. Veciz ve sade bir üslûpla yazılan Mir'âtü'l-usûl Osmanlı medreselerinde ders kitabı olarak okutulmuş ve defalarca basılmıştır. Varlık ve zenginlik içerisinde fakir, mütevazi ve dindarâne bir hayat yaşayan ve bilimsel onur ve haysiyetini korumak için gerektiğinde bütün dünyevî mevki ve makamlarını terk edecek kadar dik durabilen Molla Hüsrev, tarihimizin bize armağan ettiği en önemli model şahsiyetlerden biridir. (s.158)

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmalısınız...

 
  Üye Giriş
E-Posta
Şifre
Yeni Üyelik
Şifremi unuttum
  Arama
Aranacak kelime
 
Hakkımızda | Şatış Şartları | İade Şartları | Teslimat |Telif Hakları | Gizlilik İlkesi | Yardım | Bize Ulaşın |Banka Hesap Numaraları
E-Yayınevimizde

kredi kartlarına taksit yapılmaktadır.
Türkiye Diyanet Vakfı Yayın Matbaacılık ve Ticaret İşletmesi
Adres : Serhat Mh. 1256. Sok. No:11 Ostim Yenimahalle / Ankara - TÜRKİYE
Tel : +90.312.354 91 31 Faks : +90.312.386 03 28 Siparişlerinizle İlgili Tel : +90.312.354 91 31 Dahili : 136 - 138 - 142 - 145
E-Posta : bilgi@diyanetvakfiyayin.com.tr  Tic.Sicil No : 48527  Mersis No : 4-6665-8232-6958886