Dizin
Kur'an-ı Kerim
İslam Ansiklopedisi
Anadolu Halk Klasikleri
İSAM Yayınları
Oku Düşün
Kaynak Eserler
Fikir Eserleri
İlmi Eserler
Tarih Kültür
Çocuk Yayınları
Cep Kitapları
Dini Edebiyat
Sanat Edebiyat
Sempozyum ve Paneller
Sesli ve Görüntülü Yayınlar
Yabancı Dil Eserleri
Din Büyükleri
Halk Kitapları
Roman
Ahlak Klasikleri
Eğitim - Öğretim
  Aranan Kelimeler
 
Dizin > Tarih Kültür
Büyük resmi görmek için tıklayınız...
Türkler
Hüseyin ÇELİK (Doç.Dr.)


2,80 TL (KDV dahil)
4
  adet 


Türkiye Diyanet Vakfı
  • Detaylı Bilgi

  • Yorumlar

  • Ek Resimler

türk ve müslüman dostu İngiliz Butler Johnstone'un türklerin karakterleri üzerine yazdığı kitabın tercümesi
ISBN / ISSN : 975-389221-7
Barkod No : 9789753892216
Sayfa Sayısı : 70
Dil : Türkçe
Basım Yeri ve Yılı : Ankara, 2008
Ebat : 12,5x18,5x0,5 cm
Ürün Hakkındaki Yorumlar :
Gönderen : İHSAN ÖZ Gönderme Tarihi : 25.06.2010|23:49:06 Görüş : Fena Değil
  Eserin yazarı, Osmanlıların zor günlerinde Batıdan yükselen dost seslerden biri olan Johnstone’dur. Batılı aydınlar İslam dünyasına ve özellikle Türklere, kalın Hıristiyanlık perdesini aralayarak bakabilmiş aydınlardır. ‘Fazilet odur ki düşman dahi takdir etsin’ buyrulur. Her ne kadar bu şahıslara ‘dost’ diyorsak da bu insanlar Hıristiyanlardı ve tamamen ayrı bir dünyanın mensuplarıydı. Bundan dolayıdır ki onların bize bakışları bizi değerlendirmeleri önem arzeder.(vııı) Johnstone’nin değerlendirmelerinin en kayda değer tarafı, Osmanlı Devleti’nin çatır çatır yıkıldığı, eski değerlerin sarsılmaya başladığı bir dönemde bile dünyaya fazilet dersi verecek kadar sağlam bir topluma sahip olduğumuzu tespit etmesidir. Şunu da belirtelim ki, gerek Johnstone gerekse diğer birçok Batılı yazar, çoğu zaman Türk derken, Müslümanları; Müslüman derken Türkleri kastediyordu. Johnstone, ‘Türkler’ isimli bu kitabında ırk üstünlüğünden, necip kavimden söz etmiyor, o bedenden çok ruhla, şekilden çok muhteva ile ilgileniyor. (ıx) Bir Türk’ü tanımak için dış görünüşteki ilk işaret SELAM’dır, sağ ellerini dudaklarına götürüp sonra alınlarına değdirerek verdikleri selamdır. Doğu’da yaygın olan bu selam saygı işaretidir. Bu, selam verdiğini şahsın elini dudaklarınıza götürüp sonra alnınıza koyduğunuz anlamına gelir. (s.5) Türklerde hemen göze çarpan bir diğer özellik de selam verirken son derece ciddi ve terbiyeli olmalarıdır. Saygı ifadesi olan selamın verilmesi esnasında selamı veren şahsın da saygılı olması gereklidir. (s.6) Evinizde sizinle sohbet eden bir Türk gerekli ayrılma müsaadesi alınca onun ne kadar süratle evinizi terk ettiği dikkatinizi hemen çeker. Bunun sebebi, ev sahibini gereksiz olarak ayakta bekletmenin onlar için kabalık olmasıdır. (s.8) Eğer, ‘ülkelerin birliği ferde değil aileye bağlıdır’ hükmü doğru ise denebilir ki gerçek anlamda aile kavramı sadece Doğuda vardır. (s.11) Türkiye’de sınıf ayrımı, insanların kendi dünyalarında kapalı yaşaması, herkesin birbirinden şüphelenmesi, birbirlerine zıt ve düşmanca bakmaları diye bir şey yoktur. Bundan dolayıdır ki, Türkiye’de haliyle sınıflararası kamplaşma, kin, sınıf menfaatleri ve bunların doğuracağı ihtilalci arzulardan da söz edilemez. Bana göre Avrupa’da kelimeni tam anlamıyla bir millet vardır. O da Osmanlıdır. (s.11) Kesin olan şu ki, değişik seviyelerdeki insanların birbirleriyle münasebetini sağlayan, formüle edilmiş adâb-ı muaşeret, Türk nezaketi diye bir şey ortaya çıkmıştır. Batıda ise sınıf meselesi, insanların iç içe yaşamasını engellemektedir. Türkiye’de toplumu birbirine bağlayan bağın saygı olduğunu söylersek mübalağa etmiş olmayız. Bu nezaket ve saygı ise haremde öğretilen ilk ve en önemli derstir. Böylelikle bu saygı ve vakar Osmanlı karakterinin esasını teşkil ettiği gibi Osmanlı ordusundaki askeri disiplinin sırrını ve bu cemiyeti ayakta tutan bağları da ortaya koyar. (s.12) Avrupa’da sohbet, bir operada iki kişinin düet yapmalarına benzetilir. Bilindiği gibi düetlerde iki şahıs da hayali bir üçüncü şahsa hikayelerini naklederler: ‘Ben bir şey diyorum, sen başka bir şey söylüyorsun ve biz buna sohbet diyoruz.’ Türkiye’de sohbetin çok kesin şekilleri ve kriterleri vardır. Bunların birini çiğnemek sohbetle ilgili nezaket kurallarına tecavüz olarak algılanır. Sözkonusu kurallar: 1.Birisi konuşurken kesinlikle onun sözünü kesmemek, konuşma uzun da olsa, sizi ilgilendirmese de nezaket, sonuna kadar dinlemenizi gerektirir. 2.Sohbetin ortasında, temel bir mesele konuşurken asla tali bir konuya sapmamak. 3.Bir tartışmanın sonunda, yeni bir konu üzerinde konuşmaya başlamadan önce, kısa ve münasip bir araya fırsat vermek. 4.Herhangi bir insana bildiği bir şeyi anlatmaya kalkışmamak. 5.Yanlış yapan bir kimsenin, yanlışı için mazeret araması. 6.Söylenecek bir şeyiniz yoksa, dilinizi tutmalısınız. Aslında denebilir ki, bu kurallar evrensel mecburiyetlerdir, bunlar Türklerle sınırlandırılmamalıdır. Ancak kesin fark şudur ki, Türkler sözkonusu kuralları hayata tatbik ediyorlar, diğerleri ise sadece tatbik edilmesi gerektiğinden söz ediyorlar. Bir zamanlar İstanbul’daki Amerikan Büyükelçisi Türkiye’ye henüz gelmiş şevkli amerikan memurlarına şunları söyledi: ‘Beyler, siz, burada, başka yerlerde sadece sözü edilen değerlerin hayata geçirildiğini, hayata mal edildiğini göreceksiniz.’ (s.17) Osmanlılar yeryüzünün sadece en nazik insanları değil; aynı zamanda en temiz insanlarıdır. Gerçek şu ki, NEZAKETSİZ NEZAFET HİÇBİR ŞEY İFADE ETMEZ. (s.19) Onlara göre temizliği ihlal etmek, dindarlığı çiğnemek demektir. (s.20) Gelenekler milli karakterin yansımalarıdır. Onlar fetihlerini şu iki vasıta ile gerçekleştirdiler: 1-Beraberinde getirdikleri siyasi sistemin üstünlüğü ile; bu onların halk yığınları tarafından kurtarıcı olarak selamlamalarını sağladı. Fethedilen terdeki insanlar onların yönetimini kurtuluş olarak kabul etti. 2-Siyasi karakterlerinin üstünlüğü ile. Siyasi karakterlerinin kaynağının adalet olduğunu söylersek isabet etmiş oluruz. Adalet ve saygı Osmanlı binasının üzerine oturduğu köşe taşlardır. (s.24) Osmanlı halkı, güneşin altındaki en nazik, en temiz, en saygılı, en disiplinli millettir. Sonuç olarak diyorum ki, ‘Haydi bakalım şimdi onları Avrupa’dan söküp atın, tabi gücünüz yeterse.’ (s.26) İslami sistemde, dinin, siyasetin, kanunların, davranışların ve geleneklerin aynı nizamın değişik ifadeleri olduğunu söylersek gerçeği ifade etmiş, tekrara düşmemiş oluruz. Muhtemelen bu sistemin çekiciliğinin sırlarından biri SADELİK’tir. Ayin ve ibadetlerin en katışıksızına sahip olan İslam dininde tek dogma Allah’ın bir olmasıdır. (s.27) Müslümanlar, borçlanma düşüncesine kesin bir şekilde sempati ile bakmıyorlardı. Bunun birinci sebebi, tefeciliğe, faizciliğe karşı olmaları, ikinci sebebi ise, kendilerinin yüklenmesi gereken bir yükü gelecek nesillerin sırtına bindirmenin adalete aykırı olduğu fikri idi. (s.32) Yabancı tüccarlara verilen kapitülasyonlar, kendilerinin ticari antlaşmalarla Osmanlılardan kopardıkları haklar, değil; Osmanlıların lütufkarlığından kendilerine verilmiş ihsanlardır. (s.32) İslami sistem öyle bir sistemdir ki, sadece evrensel gerekliliklere uygun, hikmetli ve faydalı prensipler koymakla yetinmemiş, aynı zamanda önceden düşünülemeyecek ihtimallere göre, gelecek nesillere rehberlik yapacak yorumlama usülleri de koymuştur. (s.38) Bu kadar mükemmel bir sisteme sahip olduğu halde Türkiye bugünkü acınacak duruma nasıl geldi? Mükemmel de olsa hiçbir sistem kendi varlığını yine kendisi sonsuza kadar garanti edemez. Bunu yapacak olan insanlardır; eğer bu insanlar akıllı değillerse ve baştan çıkmışlarsa sistem rayından çıkar ve yolsuzluğun aracı haline gelir. Türkiye, keyfi idareden ve yöneticilerin istişare yapmadan kendi başlarına buyruk olmalarından dolayı ızdırap çekmektedir. Aslına bakılırsa, Hz. Muhammed icracı güçler üzerinde kontrol mekanizması kurdu. O, bizzat kendi icraatını istişare ederek, haleflerine, red etmeleri mümkün olmayan bir örnek bıraktı. (s.39) Şayet yelkeninizi her esen rüzgara karşı tutarsanız pusulanızı kutuya koyup kaldırmanız lazım. (s.42) Büyük balık, küçük balığı yer, ancak büyük balıkların bir kısım küçük balıkları, diğer bazı küçük balıkların yararına öldürme gibi bir alışkanlığı yoktur. (s.44) Adalet ve meşruiyet Osmanlı mantalitesinin temeldir. Otorite sahibinin keyfi olarak yayınladığı bir ferman, hele meşruiyet elbisesi giymemişse halk da kadı da böyle bir ferman itaat etmez. Son zamanlarda padişahın fermanlarını rahatı, güveni sağlayamamasının sebebi budur. Çünkü hukukî geçerliliği yoktur. (s.62)

Yorum yapabilmek için üye girişi yapmalısınız...

 
  Üye Giriş
E-Posta
Şifre
Yeni Üyelik
Şifremi unuttum
  Arama
Aranacak kelime
 
Hakkımızda | Şatış Şartları | İade Şartları | Teslimat |Telif Hakları | Gizlilik İlkesi | Yardım | Bize Ulaşın |Banka Hesap Numaraları
E-Yayınevimizde

kredi kartlarına taksit yapılmaktadır.
Türkiye Diyanet Vakfı Yayın Matbaacılık ve Ticaret İşletmesi
Adres : Serhat Mh. 1256. Sok. No:11 Ostim Yenimahalle / Ankara - TÜRKİYE
Tel : +90.312.354 91 31 Faks : +90.312.386 03 28 Siparişlerinizle İlgili Tel : +90.312.354 91 31 Dahili : 136 - 138 - 142 - 145
E-Posta : bilgi@diyanetvakfiyayin.com.tr  Tic.Sicil No : 48527  Mersis No : 4-6665-8232-6958886